Hurriyet

2 Aralık 2010 Perşembe

Kadinla erkegi esitlemek yerine orta noktada bulusturamaz miyiz?

Yine sevgili Isvecli arkadasimla yaptigim sohbetten bahsetmek istiyorum. Bu sefer konu kadin-erkek esitligi. Isvec sadece Avrupa'da degil butun dunyadaki ulkeler arasinda yenilige gercek anlamda acik olan ve yeniligi kucaklayan bir ulke. Kadin-erkek esitligi konusunda Avrupa'daki en ileri ulke. Daha onceki bir yazimda bahsetmistim, Isvec'te erkekler de dogum iznine cikiyor, hem de bu erkeklerin sayisi hic az degil. Bunu saglamak icin hukumet uzun bir calisma yapmis. Erkeklere dogum iznini yasal bir hak olarak tanimakla kalmamis kadinla erkek arasindaki ucret dengesizligini de gidermis ki kadin da erkek kadar para kazanabilsin ve boylece erkegin dogum iznine cikmasiyla aile butcesi sarsilmasin. Bunun sonucunda ulkede sosyal ve demografik anlamda pozitif gelismeler olmus. Kadinlar kariyerlerine son vermek zorunlulugundan kurtulmuslar ve de Isvec halki cocuk dogurmaya baslamis. Isvec nufusunun artis hizi gecen yil %2,2 civarindaydi ki bu rakam Avrupa'daki en yuksek buyume hizi.

Ancak insan, dogasi geregi doyumsuz ve hep yeniyi ve daha fazlayi kesfetmek pesinde. Isvec'teki kadin-erkek esitligi konusu burada kalmamis. Toplum genel anlamda icinde cinsiyet ayrimi barindiran herseye karsi asiri tepkili hale gelmis. Ve tartismayi oyle boyutlara tasimislar ki su anda Isvec toplumunda cinsiyet ile ilgili genel kani suymus:

"Cinsiyet dogustan gelen bir ozellik degil toplumun insanlara ogretisi sonucu gelisen bir algidir."

Yani diyorlar ki dogdugumuzda aslinda doga bizi disi ve erkek olarak yaratmaz, disi ve erkek kavramini toplum insanlara dogdugu andan itibaren islemeye basliyor. Ve tabi ki bunu yapan toplum da erkeklerden olusmakta. Dolayisiyla disi ver erkek olgulari erkeklerin kadini baski altinda tutmak icin yarattigi bir paradigma. Hatta isi oyle bir noktaya vardirmislar ki Isvec'teki universiteler artik "gender certified" olmak durumundaymis. Yani universitelerde okutulan konulardaki disi ve erkek cinslerine ait ozelliklerin hepsi tamamen ayiklanacak. Buna fizik ve matematik kurallari da dahil. Bir grup akademisyene gore bildigimiz fizik ve matematik kurallari erkekler tarafindan, erkekler icin yaratilmis kurallarmis. Bu akademisyenler bildigimiz fizik ve matematik kurallarinin disileri de icine alacak sekilde yeniden yazilmasini talep ediyorlar. Bu arada olur da akl-i selim bir Isvecli (benim arkadasim gibi) cikip da tum bu cilginligi elestirecek en ufak bir soz soylesin aninda toplum tarafindan "kadin dusmani" ilan ediliyor.

Isvec cok uc bir ornek. Bugun dunyanin bircok yerinde kadinlarin toplumun ikinci sinif vatandasi oldugu asikar. Ancak bircok toplumun ornek oldugu Bati'nin da bu konuda kantarin topuzunu kacirdigi ortada.

Aksam isimizi bitirip eve geldigimizde ve kapimizi kapattigimizda bir kadin ve bir erkek olarak hayati paylasiyoruz. Erkek cocuklari da kadinlar doguruyor ve bu erkek cocugun hayatinin belli bir asamasina kadar hayati annesi olan kadinla geciyor. Iyi gunu de kotu gunu de ya cok uyumlu ya da kor-topal bir sekilde birlikte geciriyoruz. Evin disina ciktigimizda birbirimizden neden bu kadar korkmaya ve nefret etmeye basliyoruz, anlamiyorum dogrusu.

Birbirimizi itip kakip en one gecmeye calismak yerine orta bir noktada bulusamaz miyiz acaba?

Kadinlarin hala ikinci planda kaldigi Viyana'dan selamlar :)

Aydede

PS: Bu arada su gunlerde Isvec'te kadinlar arasinda en populer meslek nedir biliyor musunuz? Ev kadinligi. Kadinlari mutlu etmenin yolunu bilen varsa bana soylesin :)

30 Kasım 2010 Salı

Insanlari Artik Daha Az Seviyorum

Oldukca "korumali" bir ortamda buyudum, Amerikalilarin "sheltered American" dedigi gibi, ben de "sheltered Turk" olarak dunyaya geldim ve oyle de buyudum. Hicbir zaman oyle fazladan paramiz olmadi, ama iyi okullara gidecek seviyede bir gelirimiz hep vardi. Herhangi bir ulkede gocmen veya baskasinin evinde yasamak durumunda da kalmadik. Kendi memleketimizde, kendi evimizde, kurallarini kendimizin koydugu ortamlarda buyuduk. Etrafimiz hep kocaman bir aileyle cevriliydi, dolayisiyla iyi gunumuzu de kotu gunumuzu de bizimle can-i gonulden paylasan insanlarla cevriliydik. Kendimize yapilmasini istemedigimiz seyleri baskasina da yapmamamiz ogutlendi hep. Dolayisiyla "iyi insan"lar olarak yetistirildik ve hayata atildik.

Boylesine "korunakli"  bir cevrede buyumek bizi genel anlamda humanist ve insansever bireyler haline getirdi. Bu ruh hali aslinda o kadar iyimser ve insana kendini ferah hissettiren bir ruh hali ki ... Arkadaslariniz tarafindan seviliyorsunuz, sizden buyuk teyzeler size bakarak annenizi-babanizi boyle cocuklar yetistirdikleri icin tebrik ediyorlar ve toplum icinde seckin denilebilecek bir yere sahip oluyorsunuz. Ancak bu "korunakli" cevrede iyi bir birey olarak yetismenin getirdigi bir de  "saflik" var ki beni ozellikle evden ilk ayrildigim 18 yasimdan 30'lu yaslarimin basina kadar surekli takip etti. 

20'li yaslarin basindaydim. En iyi arkadaslarimdan biri bir gun bana dedi ki: "Sen de herkesi seviyorsun canim, bu kadar da olmaz ki!". Benim icin hayatimdaki herkes arkadaslik kurulabilecek insanlardi, bir nevi karsima cikan herkesi kendim gibi saniyordum veya oyle olduklarina inanmak istiyordum. Tasradan gelip Istanbul'da kurtlar sofrasina oturunca kelimenin tam anlamiyla felegim sasti. Mesela yabanci bir memlekette gocmen olarak buyumus olsaydim, gocmenlerdeki surekli kendini savunma ve ispat etme gudusuyle hareket edebilir ve en azindan kendimi mudafa etmenin yollarini bilirdim. Veya cok zengin bir ailenin cocugu olarak buyuseydim en azindan paranin insanlar uzerindeki etkisini cocuklugumdan beri bir sekilde test etme sansim olacagindan yine kotu niyetli insanlara karsi bir savunma mekanizmasi gelistirmis olurdum. Veya zenci olsam derimin renginden dolayi kendimi her an her yerde ve ne sekilde savunmam gerektigi konusunda bir fikrim olurdu. Ancak bunlardan hicbiri degilim. Sadece "sheltered" bir Turk'um.

Insanlarin iclerinde iyilik kadar kotuluk de barindirabileceklerini 30'lu yaslarimin basinda yurtdisina cikinca anladim. "Sen de iyi safmissin" diyerek gulebilirsiniz, ama oyle oldu iste. Calistigim uluslararasi ortamlardaki kisilik ve koltuk savaslari, performansa gore degil de ortama ve sartlara gore veriler terfi kararlari, sirf Dogu Avrupali oldugu icin isin hakettigi maasin yarisiyla ise giren insanlar, Avrupa Birligi'nin siginmaci kabul eden ulkelere ayirdigi fondan para almak icin gelen tum siginma taleplerinin neredeyse hepsini kabul eden ancak aldigi siginmacilara hicbir sosyal hak ve hukuk tanimayan Avrupa ulkeleri. Bunlar is hayatinda ve icinde bulundugum politik cevrede beni hem sukut-u hayale ugratan hem de etrafimdaki olaylari degerlendirirken ayaklarimin yere basmasini saglayan orneklerden birkaci. Ozel hayatimda da cok cesit insanla karsilastim, hepimiz gibi. Arkadasligin anlamini bilmeyenler, kiskananlar, ilgisizler, karamsarlar, vs.  

Ozellikle de cocuklarim olduktan sonra genel anlamda insanlara karsi duydugum sevgi azaldi, ancak sevdigim insanlari da daha yogun sevmeye basladim. Ben de benim ailemin yaptigi gibi cocuklarima guvenli ve "korunakli" bir ortam yaratma cabasi icindeyim. Ancak ayni zamanda onlari biraz da "teflon insan" tarzinda yetistirmenin yollarini bulmaya calisiyorum. Karsilarina hep iyi insanlar ciksin diye dua ediyorum, ancak insanlardan gelecek kotulukleri de gerisin geri puskurtebilsinler istiyorum. Hayattaki olumsuzluklarin da farkinda olsunlar ve bunlardan fazla etkilenmesinler istiyorum.

Siz cocugunuzu nasil yetistiriyorsunuz, merak ediyorum. Paylasir misiniz?

Viyana'dan selamlar, sevgiler.

Aydede

29 Kasım 2010 Pazartesi

Stres mi sizi yonetiyor, siz mi stresi yonetiyorsunuz?

Eskiden hayat sanirim daha yavasti. Elde edibilecek seylerin sayisi sinirliydi, dolayisiyla beklentiler ve arzular da oyle. Bir evi olan ikinci evi nasil alabileceginin planlarini yapmak yerine her yil doyasiya tatilini yapardi. Iyi bir isi olan daha iyi bir ise gecmenin planlarini yapmak yerine elinde olan isi tutmaya odaklanirdi ki hayati belli bir duzen cercevesinde devam etsin. Ancak bunlar dunku hayatin gecerli kurallariydi, bu kurallar bugun malesef gecerli degil. Cunku herseyin daha iyisi mevcut ve ulasilabilir hale geldi. Mortgage'la yatirim amacli ikinci bir ev almak artik oldukca mumkun, donanimli biriyseniz (ve tabi sansiniz da yaver giderse) 1 ay icinde yeni bir ofiste, daha iyi bir maasla ise baslamaniz artik imkansiz degil. Yani gecmise oranla hayattaki seceneklerimiz artik daha fazla ve ulasilabilir hale geldi. Ancak bunun icin odenen bedelin adi da "stres". Etrafimizdaki tum bu seceneklerden haberdar olabilmek, yeri geldiginde bu secenekleri degerlendirebilmek, kisacasi yasam standardini giderek arttirmak icin artik surekli antenlerimizi acik tutmaliyiz.

Stresi iyi yonetebilen biri oldugumu soyleyemem. Hatta zayif noktalarimdan biri de bu. Ozellikle cocuklar oldugundan beri onlara iyi ve guvenli bir gelecek saglama ve bu kadar secenek arasindan benim ve ailem icin dogru olani secme kaygisiyla zaman zaman uykusuz geceler gecirdigimi soyleyebilirim. Ancak yanibasimda duran esime baktigim zaman beni oldukca sasirtan ve sevindiren bir tablo goruyorum. Cocuklardan onceki o herseyin karanlik tarafini goren, hafif depresif insan gitti ve yerine stresini yonetmeyi basaran, hala herseyin karanlik tarafina odaklanan ancak aydinlik tarafini da artik gorebilen bir insan geldi. En onemlisi isyerindeki stresi eve getirmeyi birakti. Bunlari nasil yaptigina bakiyorum ve karsima asagidaki liste cikiyor:

1. Stresli bir doneme girdiginde cevresini kendisini gercekten seven insanlarla kusatiyor. Yabanci bir ulkede yasadigimiz icin bu insanlar genelde ben ve cocuklar oluyor. Eve daha erken geliyor, cocuklarla daha cok vakit geciriyor, vs.

2. Kendisine bir hobi gelistirdi, golf oynamaya bayiliyor. Bunaldigi anda haftasonu ilk isi golf sahasina gitmek oluyor.

3. Ozellikle isyerinde onceliklerini belirliyor ve sadece ve sadece onlara odaklaniyor. Esim yapi itibariyle mukemmeliyetci bir insan. Bunun iyi birsey oldugunu dusunmuyorum, zira herseyi mukemmel yapma istegi insani zamanla "kontrol hastasina" donusturuyor ve zaman icinde hicbir sey yetmemeye basliyor. Sadece onceliklerine odaklanarak bu huyunu torpuledigini dusunuyorum.

4. Bunaldigi donemlerde "dur" dugmesine basiyor ve olaylara bir adim geriye cekilip disaridan bakmaya basliyor. Bu donemde sadece deger verdigi kisilerle konusup onlarin gorusunu aliyor ve boylece kendisi icin asil onemli olan seylerin bir listesini yapma sansi oluyor.

5. Baskalarinin ne dusuneceginden cok kendi isteklerine odaklaniyor. Buna bir nevi bencillik de diyebilirsiniz, ancak bu zararsiz olani :)

Bunlar esimin stres yonetimiyle ilgili kullandigi metotlar. Benim de birkac onerim var:

6. Spor yapin. Psikiyatristler hastalarina duzenli yurumeyi bir tedavi sekli olarak oneriyorlar. Yurume sirasinda salgilanan hormonlar beynin kimyasinin dengeye oturmasina yardimci oluyor.

7. Stresli oldugunuz anlarda hep daha kotu ne olabilecegini dusunun. Cevabiniz "olum" olmadigi surece fazla telasa gerek yok.

8. Degistirebileceginiz ve degistiremeyeceginiz seyleri dogru tespit edin. Degistiremeyeceginiz seylere 1 dakikanizi bile harcamayin.

9. Sevdiginiz arkadaslarinizla bulusun veya onlari arayin. Sorununuza cozum olacagina inaniyorsunuz derdinizi arkadasinizla konusun, goruslerini dinleyin. Ancak bunun ise yarayacagini dusunmuyorsunuz kendi sorununuzdan hic bahsetmeyin, arkadasinizi konusturun. Bazen baska insanlarin problemlerini ve/ya mutluluklarini dinlemek sizin sikintinizi hafifletebilir.

10. Basiniza kotu birsey geldiginde o ana kadar basiniza gelmis olan iyi seyleri de bir dusunun. Daha iyiye ulasmak icin genelde zorlu bir surecten gecmek gerekiyor. Arzu ettigimiz noktaya ulastigimizda bazen o kadar yorulmus ve yipranmis oluyoruz ki elde ettigimiz basarinin tadi tuzu kaciyor. Boyle durumlarda, her ne kadar insan dogasina aykiri olsa da , biraz Polyana'cilik oynayin.

11. Kendinizi dogru taniyin ve hedeflerinizi gercekci bir sekilde belirleyin. Kapasitenizi asacak, kabiliyetlerinizi zorlayacak hedeflere odaklanip kendinizi heba etmek yerine, yetenekleriniz cercevesinde, sizi fazla zorlamayacak ortamlarda bulunmaya ozen gosterin.


Stressiz bir hayatin artik mumkun olmadigi kanisindayim. Dolayisiyla mutlu ve keyifli bir hayat surdurmenin yolu stresi iyi yonetmekten geciyor. Hayati bir mesele olmadigi surece sizi uzen olaylari ve insanlari hayatinizdan cikarin veya bunlari gormezden gelin. En onemlisi de sagliginiza dikkat edin.

Neseli ve bol kahkahali bir hayat gecirmeniz dilegiyle :D

Viyana'dan sevgiler.

Aydede

27 Kasım 2010 Cumartesi

Kilo Vermenin Yolunu Nihayet Buldum!

Genelde kilo probleminin sadece kadinlari ilgilendirdigi dusunulur. Ancak erkekler de kilolarindan en az kadinlar kadar muzdarip. Kilo konusunda kadinlarla erkekler arasindaki tek fark kadinlar bu sorunu surekli dile getirir. Vitrinde duran guzel bir elbisenin onunden gecen bir kadin "ah, 10 kilo daha az olsam bu elbiseyi hemen alirim" diyerek hem hayiflanir hem de hayaller kurar. Hatta bu elbise diyete baslamak icin kadini aninda motive eder. Ancak erkekler oyle vitrinlerin onunde hayallere filan dalmazlar, sadece kilolu olduklarinin farkindadirlar, o kadar.

Yemek yemeyi seven biri olarak gecirdigim iki hamileligin ardindan ben de vitrinlerin onunde hayiflanan kadinlardan biri oluverdim. Hamilelige kadar hic kilo problemim olmadigi icin bu durum beni oldukca rahatsiz etti. "Ne de olsa 2 cocuk dogurdum, o kadar da olsun" demedim, diyemedim ve uzun bir sure "kilo sendromuyla" ugrastim. Weightwatchers'a gittim, harika sonuclar aldim. Ancak ne zaman ki gitmeyi biraktim, agir bir sinav doneminden sonra elini 2 ay kitaba surmeyen bir ogrenci misali verdigim kilolari gerisin geri aldim. Ne zaman ki esim sikayet ve viziltilarima dayanamaz hale geldi, bana dedi ki "ya bu yemekle olan iliskini kafanda coz, ya da bir psikologa gorun!". Tabi psikolog kismi bana agir geldi, kendime yediremedim, dolayisiyla kendime uygun bir "kilolarla savas" stratejisi hazirladim :) Tabi bu arada konuyla ilgili degisik kaynaklar okudum, konuya hakim insanlarla (Didem Kanca Ustay gibi) baglantiya gectim, yazistim, vs. Ve kendime asagidaki yol haritasini hazirladim, umarim sizin de isinize yarar.

- Yanlis yemek yemek (cok fazla veya cok az) tedavi edilmesi gereken bir aliskanlik (veya bagimlilik). Tedavi edilmesi gereken derken illa ki doktor esliginde bir tedaviden bahsetmiyorum. Kendi yontemlerinizle de kendinizi tedavi edebilirsiniz.

- "Agzinizla" degil "beyninizle" yemek yemenin ayirdina vardiginiz gun farkindaliginizi gelistirmissiniz demektir ve kilo vermeye hazirsiniz. Burada illa ki kalori hesabi yapmalisiniz veya tatli yememelisiniz demiyorum (ben tatliya bayilirim mesela!). Ancak vucudunuz icin dogru yiyecekleri secebilmeli ve doyunca yemeyi birakabilmelisiniz.

- Diyetisyene "muhtac olmak" yerine sadece diyetisyenin onerilerine kulak verir hale gelip kendi vucudunuzu dinleyerek yemek plani yapabiliyorsaniz kilo vermeye hazirsiniz demektir. 

- Kendinizi kaybetmiscesine yemiyor ve yine kendinizi kaybetmiscesine rejim yapmiyorsaniz kilolara karsi ilk zaferinizi kazanmissiniz demektir.

- Yemek pisirmeyi ogrenin. Hele de benim gibi herhangi bir yemegi degil de lezzetli yemekleri yemeyi seven biriyseniz kendi agiz tadiniza gore yeme sansiniz oluyor. Ben son 1 yildan beri mutfakta oldukca fazla zaman geciriyorum. Su aralar degisik baharat cesitlerini kesfetmekle mesgulum :) Disarida yemek yemek hem cok kalorili hem de pahali.

     PS: Rataouille filmini izlediyseniz orada gurme Anton var. "I don't like food, I love it!" diyor. Ben de oyleyim iste :)

- Yemek davetlerine artik korkmadan ve kendinizden emin gidebiliyorsaniz ve davete kadar yediklerinize dikkat edip davette de "usturuplu" bir sekilde yiyebiliyorsaniz kilo vermeye ideal bir adaysiniz.

- Ve son olarak. Spor, spor, spor. Durun durun, hemen spor salonu uyeligi filan dusunmeyin. Gunde yarim saat tempolu yuruyun, yeter.


Yemek yemek de sigara gibi bir bagimlilik aslinda. Ancak birakilmasi en zor bagimlilik yemek yemek. Uyusturucu, sigara, vb. aliskanliklari hayatinizdan tamamen cikartabiliyorsunuz, hatta cikartmalisiniz ki o aliskanliktan tamamen arinabilesiniz. Ancak yemek yemeyi hayatinizdan tamamen cikarmaniz mumkun degil, dolayisiyla bu bagimlilik tedavi edilmesi en zor olani :(

Bu arada benim ne durumda oldugumu merak ediyorsaniz soyleyeyim. Haftada ortalama 0,5 kg veriyorum ve her istedigimi yiyorum. :) Ama daha coook yolum var.

Hepinize "hafif" bir hayat diliyor, Viyana'dan sevgilerimi gonderiyorum :)

Aydede

25 Kasım 2010 Perşembe

Saatinizin gosterdigi zamandan 30 dakika onde olabilir misiniz?

Gecmiste calistigim sirketlerden birinde bir yonetici vardi. Sirket ortaklarindan biri oldugu icin (ve de calismayi sevdigi icin) surekli, gece-gunduz calisirdi, biz de onunla birlikte tabi. Zamana karsi oylesine bir yaris halindeydik ki bu kisinin saati gercek zamanin hep 30 dakika ilerisine ayarliydi. Mesela sabah saat 6'da alarmi mi caldi. Onun kolundaki saat coktan 6:30'u gosterirdi ki boylece yarim saat sonranin isini yarim saat onceden yapmaya baslayabilsin. Saat 10'da toplantisi mi var. Saat 10'da onun kol saati 10:30'u gosterirdi ki o toplanti baslamadan coktan toplantida soyleyeceklerini kendi kendine soylemeye baslardi.

Calismak gunumuzun gercegi; daha iyi bir statu, daha buyuk bir ev, daha yeni bir araba, cocuklara daha iyi okullar, daha iyi doktorlar, vs. Ancak ne zaman ki tum bu saydiklarim  "daha iyi bir hayat"  yasamak icin bir arac degil de hayatin asil amaci haline geliyor, iste o noktada benim de sikintim basliyor. "Bu toplantida mutlaka bulunmam lazim, bir sonraki terfim icin bu cok kritik!" diyerek cocugunun dogumgununu kacirmak ve de  "nasil olsa dogumgunu partisi cumartesi gunu yapilacak, orada cok buyuk bir hediyeyle gonlunu alirim"  diyerek hayattaki en onemli kutlamalardan birini kacirmak bana cok itici geliyor.

Gecenlerde bir arkadasim New York'tan Viyana'ya tasindi. Ilk sordugu sorulardan biri  "are there any nurse babysitters here in Vienna?"  oldu, yani  "burada hemsire cocukbakicilari var mi?". Ben de o ne ki diye sordum, baby sitter duydum ama hemsiresine pek rastlamadim. New York'ta hasta cocuklarin bakiminda uzmanlasmis bakicilar varmis, ancak bu bakicilar illa ki cok hasta veya bakima muhtac cocuklara bakmiyorlarmis. Diyelim ki ebeveynin cok onemli bir toplantisi var, cocugun da biraz atesi var. Hemen arayin nurse babysitter'i, anne veya baba eve gelene kadar cocuga baksin. Anne veya baba eve gelince de isyerindeki yorgunlugu da eve beraberinde getiriyor tabi, ancak artik nurse babysitter'a ihtiyac yok. "Nurse babysitter" evden cikarken "night babysitter" eve giriyor ki olur da cocuk gece uyanirsa ebeveyn sabaha kadar rahat bir uyku cekebilsin. Tabi ki bunlara harcanan para da eve giren bir maasin hepsini alip goturuyor.

Lutfen beni yanlis anlamayin, calisan ebeveyn olmanin zorluklarinin farkindayim. Ancak hayattaki esas amaci belirlerken pusulayi sasirtinca bir anda cocugunuz da hayatinizdaki herhangi "projeden" birine donusuveriyor ki bu durum aile birligi uzerinde ve cocugun psikolojisinde onulmaz yaralar aciyor. Ebeveynle cocugun iliskisi tamamen "proje" bazinda devam ediyor ve saglikli birey yetistirmenin en onemli unsuru olan "iletisim" dogmadan oluyor. Can Dundar'dan duydugum cok guzel bir tespiti yine tekrarlamak istiyorum:

" Is plastik bir top gibidir, inisi-cikisi olur, ama dusurseniz de kirilmaz. Aile kristal bir top gibidir, bir kere dusurdunuz mu parcalari bir daha asla bir araya getiremezsiniz".

Hepinize cocuk ve sevgiyle dolu keyifli hayatlar dilegiyle :)

Aydede

  

23 Kasım 2010 Salı

Sinir Oldugum Seylerin Listesi

Yapmaya heves ettigim herhangi birseyin, beni tanimadan ve bilmeden, "sen bunu yapamazsin" diyerek hevesimi kursagimda birakmaya calisan insanlara sinir oluyorum. Bilakis bu tip durumlar beni daha da kirbacliyor. Mesela; bir arkadasimla konusuyorum:

Aydede: Yakinda Turkiye'ye donuyorum ancak uzun zamandir piyasadan uzaktayim. Ne tip isler yapabilirim dersin?

Arkadas: Ne tip isler yapacagini bilemem ancak su ve de bu ve de o isi yapamazsin o kesin, fazla kalifiyesin.

Bazen etrafimdaki insanlarin mutlu olmak icin baskalarinin mutsuz veya keyifsiz oldugu zamanlari kollandigini dusunuyorum :( 

Bunun disinda sinir oldugum daha bir suru sey var. Neler mi?

- Yerlere atilan copler,

- Karsisinda biri konusurken, oraya-suraya-buraya bakinan ve kendisine onemli biriymis edasi vermek adina, karsisindakini dinlemeyen tipler,

- "Toplu imha silahlari var, aman ha!" diyerek bir ulkeyi isgal eden ve liderini alasagi eden, silahlar bulunmayinca da "ama o adam zamaninda benim babami oldurmeye tesebbus etmisti" diyerek illa da hakli oldugunu kanitlamaya calisan politikaci tipi,

- Tren istasyonunda pusetteki bebegiyle asansore dogru yaklasmakta olan hamile bir kadinin gelen trene yetismek ugruna tek hamlede onune gecerek ondan once asansore binen genc, dinamik ve umursamaz tipler,

- Kadini sirf kadin oldugu icin adam yerine koymayan tipler,

- Kocasi fazla para kazanamiyor diye kocasina dunyayi zindan eden kadinlar,

- Kiskanc insanlar,

- Yikanmayan tipler,

- Cocugu olmadigi halde cocuklarimi nasil buyutmem ve nasil beslemem gerektigini ders kitabi tadinda anlatan tipler.

Simdilik aklima gelenler bunlar.

Siz en cok sinir oldugunuz sey(ler) ne?

Aydede

20 Kasım 2010 Cumartesi

Sinirlarin Kalktigi Geceler

Turklerin yurtdisina cok fazla cikmamasinin cesitli sebepleri var. Oncelikle ulkemizde kesfedilecek o kadar guzel yer var ki bunlari gezip gormek zaten oldukca zaman ister. Bunun ustune bir de sevimsiz vize kuyruklari eklenince yurtdisina gitmek kulfet oluyor. Yurtdisina tatil amacli degil de calisma amacli gitmek daha da zor, neredeyse imkansiz. Avrupa Birligi'yle birlikte Avrupa'da is bulmak tamamen imkansiz hale geldi. AB kendi icindeki sorunlari cozmek icin bogusurken oldukca korumaci ve icine kapanik bir yol haritasi izlemeyi tercih ediyor. Yillardir AB icinde degisik ulkelerde calisma ve yasama sansim oldu. AB insaninin psikolojisini, beklentilerini, yasam tarzini ve korkularini ilk elden tanima ve anlama firsatim oldu. Oncelikle uzun samandir yasadigim ulke olan AVsuturya ile ilgili bazi gozlemlerimi siralayarak baslayayim. AB'de yasayan biriyseniz sizin de asagidakiler hakkindaki goruslerinizi duymayi cok isterim:

1. AB'deki baz ulkem Avusturya oldu, bunun disinda baska AB ulkelerinde de kisa sureli yasadim. Avusturya enteresan bir ulke. Hitler Avusturya'nin Klagenfurt kasabasindan olmasina ragmen bugun herkes Hitler'i Alman olarak bilir. Mozart ise Alman olmasina ragmen herkes Mozart'i Avusturyali olarak bilir. Cem Kozlu bunu Avusturya'nin pazarlamadaki basarisi olarak tanimlamakta :)

2. 2. Dunya Savasi'nda Yahudi avina cikan askerlerin %40'i Avusturyali idi, tarihi bir gercek bu. Ancak bugun 2. Dunya Savasi'nin butun vebalini ceken Almanya'dir, Avusturya'nin adi bile gecmez. Savastan 1 yil once (sanirim 1937'de) Avusturya referanduma gitti ve %98 gibi buyuk bir oranda "evet" diyerek Almanya'ya ilhak olmayi kabul etti. Yani 2. Dunya Savasi'ni hemserileri Hitler'in onderliginde bizzat yuruttu. Ama savastan sonra ne oldu? "Biz sadece emirleri yerine getirdik, Almanya ne dediyse onu yaptik, dolayisiyla biz sucsuzuz" diyerek kendilerini "kurban" pozisyonuna koydular ve isin icinden siyrildilar. Bu sebeptendir ki bugun Almanya'da adim basi savastan kalan yikik-dokuk bir binaya rastlamak isten bile degil iken ve de uluslararasi baskidan dolayi Almanya sonsuza kadar bu yapilari bu halde tutmakla lanetlenmis durumdayken Avusturya'da savastan kalan tek bir ize rastlamazsiniz. Sadece 3. Viyana'da betondan yapilmis devasa bir siginak vardir. Belediye bu siginagi her ne kadar yikmak istese de bunu yapmak icin patlatilacak dinamitler civardaki evleri de yerle bir edeceginden bu siginak Demokles'in Kilici gibi Viyana'nin tepesinde sallanir. Avusturya bir yandan 2. Dunya Savasi'nin izlerini haril haril silerken obur yandan 1683'teki Turklerin Viyana Kusatmasi'ni on plana cikarip bu kusatmayi baz alan korku dolu hikayeleri hala evlerde cocuklarina anlatir. Hala sinirin otesindeki Turklerin gelip ulkelerini isgal edeceginden korkarlar. Korku dolu Turk hikayeleri asirlardir o kadar anlatilagelmistir ki (anaokullarinda korkunc Turk Atilla'yla ilgili tekerlemeler ogretilir) artik 2. Dunya Savasi'nda olanlar ulus olarak kollektif hafizadan tamamen silinmistir. Ancak bireysel hafizalarda bu savas ve ulus olarak isledikleri suc hala taptaze durmaktadir. Nitekim bugun Avusturya'da, ozellikle Viyana'da savas zengini bircok aile ve ev vardir.   

Neden "isiklar sehri" Viyana'yi bu kadar kararttim diye merak edebilirsiniz. Cunku her karanligin ardindan bir aydinlik dogar :) 2. Dunya Savasi gibi insanligin tarihteki en buyuk kara lekesine ortak olmus tum Avrupa ulkeleri bu lekeyi silmek kaygisiyla Viyana'yi uluslararasi organizasyonlarla donatmislar ve dolayisiyla Avusturya'yi politik olarak notralize etmistir, yani agzini baglamistir. Birlesmis Milletler'in Genel Merkezi, OPEC Merkezi, vs. hepsi Viyana'da bulunmaktadir. Ve bu kuruluslara uye ulkelerin calisanlari, aileleri ve cocuklariyla beraber her yil Viyana'ya akin akin gelmekte. Ve bu cocuklar ogretim dili Ingilizce olan uluslararasi okullarda ogrenim gormekte. Ingiltere bugun Turk vatandaslarina en zor vize veren ulkeler arasinda. Ancak bir Turk ve bir Ingiliz cocuk Viyana'daki uluslararasi okullardan birinde birlikte, arada sinir olmaksizin birlikte okuyabilmekte. Ve bu cocuklarin aileleri okulun "Veliler Yemegi"nde bulusup cocuklardan, kariyerden, sevgiden, aileden, kisacasi hayatin kendisinden bahsetmekte, arada sinir olmaksizin.

Gecenlerde bir istatistik okudum. 10 yil icinde Viyana'nin nufusunun %40'i Musluman olacakmis. Avusturya'nin tepesinde sallanan Demokles'in Kilici da bu Muslumanlar olsa gerek :)

Viyana'dan hepinize kucak dolusu sevgiler :)

Aydede
   


PS: Bu arada Turklere vize isteyen ulkelerin sayisi giderek azaliyor. Yurtdisi turlar ve ucak biletleri de artik eskisi kadar pahali degil. Beynimizdeki sinirlari da kaldirip yollara dusmenin tam zamani!