Hurriyet

10 Aralık 2010 Cuma

Kadinlarin zoru ne?

Bu gece 2 kadin arkadasimla yemege ciktim. Belli araliklarla gorustugum iki arkadasim bu. Ucumuz birbirinden tamamen farkli kulturlerden geliyoruz: Biri Irlandali, biri Hintli, biri de ben. Gecmisimiz ve yetistirilme tarzimiz arasindaki farklardan dolayi arkadasligimiz oldukca renkli, daha once varligindan haberdar olmadigimiz bircok olayi ve duyguyu ilk defa birbirimizden duyuyoruz ve bu da arkadasligimizi oldukca eglenceli bir hale getiriyor. Gecmisimizin barindirdigi buyuk ucurumlarin aksine gelecekten beklentilerimiz ise uc asagi bes yukari ayni. Cocuklarimiza guvenli bir gelecek saglamak ve bu arada kendimizi de ihmal etmeyip hayatin tadini olabildigi kadar cikarmak.

Kadinlarin icinde bir  "dugme"  var. Dunyanin neresinde olursaniz olun karsiniza cikan herhangi bir milletten bir kadinin icindeki o  "dugme"  ye bastiniz mi yandiniz! Bu dugmenin adina ben  "haset dugmesi"  diyorum. Bu geceye donersek; hersey guzel basladi, ancak neredeyse isler sarpa sarmaya baslayacakti ki neyse ki restoran kapandi, biz de kalkmak zorunda kaldik. Mesele su: Hintli arkadas evinde kocaman partiler vermeye ve bir suru insan davet edip onlari agirlamaya bayiliyor. Irlandali arkadas ise Hintli arkadasin bu parti isini abarttigini ve bunu aslinda  "dikkat cekmek ve takdir edilmek"  icin yaptigini iddia ediyor. Burada asil mesele su, bazilariniza komik ve sacma gelebilir ama soyle ozetleyebilirim: Irlandali arkadasin evi 80 metrekare ancak vardir. Hintli arkadasin evi ise bunun nerdeyse 4 kati buyuklugunde. Bu da demek ki Irlandali arkadasin esi Hintli arkadasin esinden daha az para kazaniyor ve bu durum da Irlandali arkadasin icindeki  "haset dugmesine"  basiveriyor. Yarim saat bu konu etrafinda donduk, dolandik. Ben her zamanki gibi ortami yumusatmaya calistim ama nafile. Neyse ki garson imdadimiza yetisti, restoran kapandi da konu da kapandi. 

Boylesine incir cekirdegini doldurmayacak ancak sayica oldukca kabarik bircok ornek verebilirim. Sasaali bir kariyeri cocuk dogurdugu icin biraktigindan habire hayiflanan ve bunun acisini cocugunun odevini kendi yaparak cikarmaya calisan  "golge ogrenci"  anneler, en buyuk dogumgununu organize edip en lezzetli kurabiyeyi yapmak icin canini disine takan  "en hamarat"  anneler, cocugunun dogumgunu icin harcadigi paranin yan komsunun cocugunun dogumgunune harcanan paradan daha az oldugunu ogrendiginde sinifta kalmis bir cocuk gibi hisseden  "materyalist"  anneler, cocugunun gercekten kim oldugunu anlamaya calismak yerine cocugunu surekli baska cocuklarla karsilastirip yaris ati gibi yaristiran  "hirsli"  anneler. Bunlarin hepsinin icinde o  "haset dugmesi"  mevcut. Cocuk dogmadan once ise bu dugme isyerinde aktif halde. Cogunlugu kadin calisan olan kurumlarin ic dinamiklerine bir bakin. Buralarda alicengiz oyunlarina, dedikoduya ve cekismeye daha cok rastlayacaksiniz.

Kadinlarin cogunlukta oldugu ortamlarda calismakta hep zorlandim. Cunku benim beynim ozellikle is konusunda bir erkeginki gibi duz mantik ve sonuc odakli calisiyor. Sadece erkeklerin oldugu ortamlarda da bulundum ve orada da zorlandim. Erkek-egemen ortamlarda da kadin  "kadin"  oldugu icin genelde ikinci plana itiliyor. Benim kendimi en rahat hissettigim ortamlar kadinla erkegin esit oldugu ortamlar. Allah'in da bir bildigi var ki dunya nufusunun yarisi erkek, yarisi kadin :)

Kadinlarin erkeklerden cok daha komplike yaratiklar oldugunu dusunuyorum. Kadinlarin dogadan aldiklari icsel bir guc var; bu guc onlari aciya ve zorluklara karsi daha direncli kiliyor (yoksa nasil bebek dogururduk????). Ancak o  "haset dugmesi"  yok mu o  "haset dugmesi" ... Bir basilmayagorsun o dugmeye, kadinin beyni aninda kisa devre yapiyor ve guc kaynagi kesiliyor!

Bir kadin olarak kadinlari anlamakta zaman zaman zorlanan,

Aydede :) 

8 Aralık 2010 Çarşamba

Sevgi Kolay, Saygi Zor

Saygiyi kazanmak sevgiden daha zor. Sevgi, elinde olmadan kalbinden dogar ve birine bir anda baglaniverirsin. Birini sevmek icin yillar harcamana gerek yok, kivilcim ilk anda cakarsa sevgi doguverir. Birini sevmeyince de hic sevmezsin, kivilcim yoksa onu zorla yaratamazsin, kalbinin muktedir oldugu birseydir kivilcimi cakmak. Anne-baba-cocuk sevgisi sevgilerin en kolayidir, kosulsuzdur; dogustan bebekle birlikte sevgisi de gelir.

Saygi oyle degil. Sevgi beraberinde saygiyi getirmez, sadece sayginin yolunu acar. Saygiyi kazanmak icin bazen yillarini harcaman gerekir. Her insan icten ice saygi duyulmak ister. Anne-baba ister ki cocuklari sozunden cikmasin, yonetici ister ki ekibinde calisanlar bir dedigini iki etmesin, ogretmen ister ki  "susun cocuklar"  dediginde ogrenciler mum gibi oluversin. Ama olmuyor iste. Insan etrafindakilere her zaman her istedigini yaptiramiyor.

Saygiyi kazanmanin bircok yolu var. Ancak akilda tutulmasi gereken en onemli sey otoritenin kayitsiz-sartsiz saygiyi getirmeyecegini anlayarak ise baslamak. Etrafiniza bir bakin, ornegin isyerinizdeki yonetici pozisyonundaki insanlara. Bunlardan kacina gercekten saygi duyuluyor? Yoneticilerin en sik yaptiklari hatalardan biri pozisyonunun kendisine otomatik olarak sundugu  "yetki ve otorite"  yi kullanarak herkese istedigini yaptirabilecegini dusunmesidir. "Yetki ve otorite" emir-komuta zincirinin kosulsuz isledigi ortamlarda isleyebilir, ornegin ordu gibi. Ancak is hayatinda bir yoneticiyi sirtindan bicaklayabilecek en buyuk tehlikelerden biri ekibindeki insanlara  "yetki ve otoritesini"  kullanarak is yaptirmaya calismaktir. Insanoglu dogasi geregi kendini onemli hissetmek ve takdir edilmek ister. Bu ihtiyaci goz ardi eden bir yonetici isini muhafaza edebilir, ancak bulundugu konumun cok da otesine gecemez. Keza etrafinizdaki arkadaslarinizi dusunun. Iclerinde mutlaka annesiyle veya babasiyla papaz olmus, iyi gecinemeyenler, hatta saygida kusur edenler vardir. Ebeveyn-evlat iliskisinin yonetici-calisan iliskisinden daha derin oldugu asikar. Ancak ebeveyn-cocuk iliskisindeki saygi eksikliginin sebeplerinden biri de yine ebeveynin annelik ve babaliktan dogan dogal  "yetki ve otorite"sini cocuk uzerinden sert bir sekilde kullanmasi olabilir.

Aklima gelen en carpici orneklerden biri bir insanin anadilinin olusma sekli. Konusma terapistlerine gore bir cocugun beyni ortalama 5 dili ogrenme kapasitesine sahip. Ancak cocugun en nihayetinde anadili olarak sectigi dil evde konustugu dilden ziyade okulda konustugu dil. Nedeni ise cok basit. Evde kosulsuz sevgi ortami mevcut; cocuk yemek, oyuncak veya sevgi icin savasma geregi duymuyor. Ancak okulda rekabet, notlar, arkadaslik gibi cocugun savasarak kazanmasi gereken olgular isin icine giriyor. Cocuk icinde bulundugu toplumda iyi bir yer edinmek icin kendi capinda "savas taktikleri" gelistiriyor. Savasi kazanmak icin ise cocugun beyni ilk olarak en buyuk silah olan dile yoneliyor ve cocugun anadili okul dili oluveriyor.

Uzun lafin kisasi, saygi bedavadan elde edilebilecek birsey degil, kazanilmasi, ugruna savasilmasi gereken bir hak. Saygiyi kazanmak icin bazen susmak gerekir, bazen masaya yumrugu vurup son sozu soylemek gerekir. Bazen sadece dinlemek yeterlidir, bazen konusarak yol gostermek gerekir. Saygiyi hak etmek icin sozunun eri olmak ve caliskan olmak gerekir. En onemlisi de saygiyi kazanmak icin zaman gerekir. 

Sevgiler,

Aydede

6 Aralık 2010 Pazartesi

Turkiye radikal derecede laik bir ulke

Gecenlerde bircok milletten kisinin bulundugu bir yemege katildim. Grupta bir Israilli bir de Filistinli iki arkadasim da vardi. Daha tabaktaki yemeklere ilk catali batirmadan basladilar tartismaya, oyle sakin bir konusma da degildi yaptiklari, dupeduz kavgaya tutustular. Israilli diyor ki "ben Filistinlilerin derdini anlamiyorum, o topraklar bizim icin kutsal ve sizin de buna saygi gostermenizi bekleriz." Filistinli ise acti agzini, yumdu gozunu: "O kutsal dedigin topraklar bir zamanlar bizim olan ve sizin su anda isgal ettiginiz topraklar!" Tartisma oyle atesli bir hal aldi ki biz de ister istemez katildik, gecenin anlamina hic uymamasina ragmen. Tabi tartisma ustu kapali bir sekilde din eksenine kaymaya basladi, malum Israilliler'in argumani oralarin kendilerine ait  "kutsal topraklar"  oldugu yonunde. Ve durduk yerde gruptan bir Avusturyali dedi ki: "Zaten dunyanin gidisayi hic iyi degil. Baksaniza Turkiye'ye, nereye gittigi belli degil! Ordusu da fazla buyuk ve guclu, boyle demokrasi mi olur". Buyurun buradan yakin! Yani arkadas demeye getiriyor ki Turkiye Islami bir rejim olma yolunda almis basini gidiyor. Ordusu da gereginden fazla guclu, mazallah Yunanistan'i filan isgal ederlerse dayanirlar gene bizim Viyana kapilarina. Gulmeyin, vallahi abartmiyorum, tipik Avrupali'nin dusuncesi bu. Kotu baslayan geceyi daha da berbat etmemek adina bu arkadasla it dalasina girmedim, topu tekrar Filistin ve Israilli arkadaslara ativerdim. Gecemiz de zaten basladigi gibi tatsiz bir sekilde sona erdi.

Uzun suredir Avrupa'da yasiyorum, siyasi atmosferi ve sokaktaki insanin ne dusundugunu az da olsa okuyabiliyorum artik. Avrupa ulkeleri birbirlerinden cok cok farklilar. Balkanlar'in tamamen kendine ozgu bir kulturu var. Dogu Avrupa ve Rusya deseniz hala  "post Berlin Wall"  yani  "Berlin Duvari sonrasi"  sendromu yasiyorlar. Orta ve Bati Avrupa'nin paylastigi degerler birbirine daha yakin. Kuzey Avrupa ise  "progressive nations"  denen cinsten, yani yeniliklere daha acik ve statukodan diger Avrupa ulkelerine nazaran biraz daha uzak. Ancak hepsinin ortak ozelligi Hristiyan olmalari (Bosna-Hersek gibi birkac ulke haric). Sanirim Avrupa Birligi'ni icindeki tum ayriliklara ragmen birlik yapan ozelliklerden biri de bu. 

Benim en cok ilgimi ceken ise bu yazinin konusu olan laikligi bu ulkelerin uygulama sekli. Avrupa ulkelerinde din ve kilise gunluk hayatin iliklerine kadar islemis durumda. Almanya'da ulkeyi yoneten partinin adi  "Alman Hristiyan Demokrat Birlik Partisi". Avusturya'da insanlar  "din vergisi"  adi altinda bir vergi oduyorlar. Italya'nin ortasinda zaten Vatikan gibi ayri bir ulke var, insanlar kollarinda-bacaklarinda-yanaklarinda hac seklindeki bilezik ve dovmelerle geziyorlar. Papa'nin en buyuk hayranlari Guney Irlanda'dan cikiyor. Avrupa'dan cikin, Latin Amerika'ya gidin orada da durum farkli degil. Katoliklik Latin Amerika'ya Ispanyollar tarafindan pek de nazik olmayan yontemlerle bir nevi zorla kabul ettirilmis olmasina ragmen bugun Latin Amerika Katolik kimligiyle gurur duyuyor.

Benim esim bir Katolik. Liseye kadar sadece erkeklerin oldugu Katolik bir okulda okumus. Ancak ne onu tanimadan once ne de onu tanidiktan sonra herhangi fanatik veya dogmatik bir dusuncesini veya davranisini ne gordum ne de duydum. Katolik evliliklerde kilise seremonisi cok onemli, resmi nikah sadece birkac davetlinin ve sahitlerin katilimiyla yapilan sembolik bir imza atma toreni. Esim kilisede evlenmek istedi, ancak sonradan kilise nikahinin uzun prosedurlerine takilmamak icin Ankara'da Turk geleneklerine gore evlenmemizi kendisi teklif etti. 10 yil once tum bunlari gozlemlemeye basladigimda bir zamanlar burokrat olan esimin Katolik enistesine su soruyu sordum: "Dinin bu kadar on planda oldugu ulkenizde laik bir sistem mi var?"  "Evet" dedi.  "Peki dinle bu kadar hasir nesirken laik oldugunuzu nasil iddia ediyorsunuz?"  dedigimde ise sorunun icerigini anlamadigindan cevap veremedi. Yani anlayacaginiz din ile ilgili alip veremedikleri herseyi Orta Cag dedigimiz karanlik donemde halletmisler ve dinleriyle baris imzalamislar.

Bu baglamda Islamiyet'e baktigimizda ise durum tam tersi. Dunyada nufusu musluman olan ulkelere baktigimizda hemen hemen hepsi ya kati ya da ilimli Islam modeliyle yonetiliyor. Din kulturun bir parcasi olmaktan ziyade gunluk hayatin kurallarini belirleyen bir yonetim sekli olarak algilanmakta. Din dogasi geregi icinde dogmayi ve biati barindirdigindan hukmettigi insanlar arasinda isyan duygusunu ister istemez tesvik ediyor. Ornegin Victoria's Secrets ic camasirlarinin en cok satildigi ukelerin basinda Iran geliyor. Dunyada musluman olan-olmayan tum ulkeler icinde laikligi radikal bir sekilde uygulayan tek ulke var, o da Turkiye. Bu da Ataturk sayesinde oldu. Ataturk'un tavizsiz bir sekilde uyguladigi  "radikal laiklik" hem bugunku modern Turkiye'yi kurdu hem de yine bugunku laik-musluman tartismasinin fitilini atesledi. Olumlu veya olumsuz, icinde radikal unsurlar barindiran her ortamda oldugu gibi radikal laiklik karsiliginda bugunku din eksenli Turk siyaseti dogdu. Din eksenli politikanin Turkiye'de bu kadar basarili olmasini sadece AKP'nin basarisi olarak gormek dogru olmaz. ABD Irak'i isgal ederek zaten dunya politikasini din eksenine oturttu, AKP bu ruzgari da arkasina alarak pupa yelken din denizine acildi. 

Ataturk Turkiye Cumhuriyeti'ne  "radikal laik"  damgasini vurmamis olsaydi Turkiye Cumhuriyeti en azindan Suriye gibi ilimli bir Islam Cumhuriyeti olarak dogar ve bence bugunku Arap ulkelerinden bile daha geride olurdu. Ataturk gibi bir liderin Turkiye'den cikmasi Turkiye gibi cetrefilli bir ulkenin bana kalirsa en buyuk sansi olmus. Ataturk'un yarattigi bu  "radikal laik"  rejimi bugune kadar anayasayla koruduk, askerle koruduk ve hic kimsenin dokunmasina izin vermedik. Ancak dunyanin din eksenine oturmasiyla Turkiye'nin de Pandora Kutusu acildi. Dogrusunu isterseniz ben kutunun acilmasindan yanayim. Konusup tartisalim ki yeni dunya duzeninde Turkiye'yi daha guclu nasil konumlandirabilecegimizin yollarini bulalim. Tartisirken dinimizle barismanin ve dinimizi de kucaklamanin yollarini arayalim. Ancak bu tartismalar esnasinda insanin tuylerini diken diken eden gelismeler de yasanmiyor degil. Turbaniyla zorla derse girmeye calisan 10 yasinda dunyadan bi-haber bir cocuk, telefon dinlemeleri, yersiz tutuklamalar, "vur abaliya" seklinde orduya yuklenmeler, vs. Bir de tum bunlarin ustune ciyak ciyak bagiran bir medya. Ortalik toz-duman.

Uzun lafin kisasi, din eksenli yeni dunya duzeninde benim hayalimdeki Turkiye soyle:

1. "Radikal laik" degil de sadece "laik" olan bir Turkiye

2. "Laiklik elden gidiyor!" veya  "Imam Hatip'li olmakla gurur duyuyorum"  gibi ucuz din somurusunun yapilmadigi bir Turkiye

3. Oruc tutmanin veya tutmamanin mesele yapilmadigi, Ramazan cadiriyla ickili lokantanin yanyana oldugu bir Turkiye

4. CHP'nin cuma namazina katildigi ve bunu medyada afise etmek icin degil de halkla butunlesmek icin yaptigi bir Turkiye.

Benim bu yil Noel Baba'dan istediklerim bunlar. Umarim Turkiye'deki herkesin dilegi de birgun yukaridaki liste gibi olur.

Noel icin gelin gibi suslenmis, isil isil Viyana'dan hepinize sevgiler!

Laik Aydede :D

5 Aralık 2010 Pazar

Seni terk eden babani affedebilir misin?

Yasamimda yeni bir donemece girdigimi hissediyorum. Bu degisim bazen yavasca bazen oldukca hizli, ancak dogal bir akisin sonucu oluyor. 10 yil once hayat benim icin daha siyah-beyazdi, arada grilerim yoktu. Kurallarim daha kati, beklentilerim daha tavizsizdi. Ornegin, arkadasliklarimin surekli doludizgin ve coskulu surmesini beklerdim. Simdi ise arada molalar verip bir sure ozledikten sonra arkadaslarima donmeyi tercih ediyorum. Veya benim icin iyi politikaci ve kotu politikaci vardi, arasi yoktu. Simdi ise sevmedigim bir politikacinin yaptigi dogru seyleri de gorebiliyor ve dunyada olup biten olaylara daha kusbakisi bakabiliyorum.

Ancak bir taraftan eskiden kati bir tavir takindigim olaya karsi tutumum yumusarken diger taraftan baska olaylara karsi elimde olmadan sert tutumlar gelistirmeye basladim. Bunlarin basinda da aileyle ilgili olanlar geliyor. 

Soyle bir olay dusunun: Birkac cocuklu bir aile. Anne ve baba baslarda normal bir aile goruntusu ciziyorlar. Ancak sonra ne oluyorsa oluyor ve baba ailevi sorumluluklariyla ilgili yan cizmeye basliyor. Isten kazandigi ve cocuklarinin rizki olan parayi goturuyor kumara yatiriyor, baska kadinlarla gonul eglendiriyor, zaman icinde isini de batiriyor.  Hatta isi oyle noktalara vardiriyor ki ailesine ve ozellikle cocuklarina ciddi sekilde zarar vermeye basliyor. Ornegin cocuklarindan birisini surekli digerine karsi dolduruyor, onlari birbirine dusuruyor, eve hacizler geliyor, vs. Ve tum bunlar cocuklarin gozu onunde cereyan ediyor. Cocuklar sansliysa anneleri ayakta kalabiliyor ve tum bu olumsuzluklara karsi savasiyor ve cocuklarini ve kendisini bir sekilde duze cikartiyor. Yanlis anlamayin, burada erkegi "kotu adam" rolune koydum ama bu pekala kadin da olabilir. Ancak genelde kotu adam'i oynayan erkek oluyor.

Insanlar zaman icinde degisir, hatalar yapar sonra bu hatalardan pisman olup bozdugunu tekrar duzeltmeye calisir. Ancak cocuklara yapilan kotulukler cocuklarda tedavi edilemez yaralar aciyor ve bunlarin izi omur boyu silinmiyor, silinemiyor. Bir insanin bir cocugu dunyaya getirip sonra su veya bu sebeplerden dolayi bu cocugu terk etmesini anlamiyorum. Ebeveynlik herhangi bir is degil ki istemedigin zaman istifa edesin. Bu terk etme ister fiziksel ister ruhsal olsun her sekilde cocugun cocuklugunu elinden alan, cocugun vakitsiz buyumesine yol acan bir durum. Hatta oyle insanlar var ki cocugunu terk edip ona olabilecek en buyuk kotulugu yaptiktan yillar sonra cikip af bekleyebiliyorlar, hicbir sey olmamis gibi tekrar onun hayatinin bir parcasiymis gibi davranmak isteyebiliyorlar, sirf biyolojik anne veya babasi oldugu icin.

Yukarida bahsettiklerim biraz filmvari gelebilir ama etrafimdaki bazi insanlarin yasadigi gercek hikayeler. Bu hikayelerden birinin kahramani olan bir cocuk bugun artik buyumus ve kendi hayatini, kendi ailesini kurmus, doludizgin yasiyor. Ancak gecmiste kalan babasi kendini sikca hatirlatir oldu, torunlarina dedelik yapmak istedigini soyluyor. Firari, tekrar aileye girmek istiyor, ama af dilemiyor. Tekrar birlikte olmak istiyor ama gecmiste yasananlarin olanlarin sucunu kadere atiyor. Dogrusu bu davranis bana cok gaddar ve sinsi geliyor. Bu kisinin ne babaligi ne de dedeligi hakettigini dusunuyorum.

Fazla mi sert dusunuyorum, ne dersiniz? 

Katilasmaya yuz tutmus Aydede :-O

3 Aralık 2010 Cuma

Paranoyak Avrupa!

Dun gece Avusturyali bir arkadasim bizde yemekteydi. Turk yemeklerine bayiliyor, ben de kendisini ve ailesini davet ettim. Yedik, ictik, sohbet, muhabbet derken benden Turk kahvesi istediler ve de ustune fal bakmami istediler. Ben de dun aldigim taptaze kahveyle bir guzel kopuklu kahve yaptim ve de fincanlari kapattik. Avusturyali arkadasim  "kahve fali bakma"  lafinin uzun zamandir Almanca'da, ozellikle Avusturya Almancasi'nda, artik deyimlestigini soyledi. Icimden dedim ki: "Oh nihayet, bir Avusturyali'nin agzindan Turklerle ilgili hos birsey duyacagim."  Nerde!!! Meger 1683'teki 2. Viyana Kusatmasi sirasinda Avusturyalilar Turklerin kahve fali bakma eylemine tanik olmuslar. Kusatma basarisizlikla sonuclaninca da  "Turklerin kahve fallari ufurukten cikti, Viyana'yi alamadilar" diye sevinc naralari atmislar. O gun bugundur ne zaman biri ufurukten veya uydurma bir haber yapsa veya konussa onu elestirenler  "oglum kahve fali mi bakiyorsun, iyi attin ha"  derlermis. Merzifonlu Kara Mustafa Pasa'nin savas stratejisini belirlerken kahve falina ne kadar itibar ettigini bilmiyorum, ancak Viyanalilari iyi korkuttugu kesin. Kusatma'dan neredeyse 350 yil sonra hala Turkler'den korkuyorlar ve, acikca kabul etmeseler bile, nefret ediyorlar. Diger taraftan, cok degil, bundan 65 yil once 2. Dunya Savasi'ndan sonra Viyana'yi isgal eden Fransizlar'i minnetle aniyorlar. Cunku Fransizlar onlari kurtarmaya gelmis.

Avrupa'nin Turk algisiyla ilgili birkac ornek vermek istiyorum ki Avrupa'nin paranoyasinin boyutlarini iyi anlayalim:

- Viyana'daki Turk Elciligi'nde calisan diplomatlardan birinin 9 yasindaki oglu Viyana'daki devlet okullarindan birine basladi. Her cocugun yapacagi gibi arkadas edinmek istedi. Ancak okuldaki Avusturyali bir sinif arkadasi dedi ki: "Agzinla kus tutsan seninle arkadas olmayacagiz, cunku sen Viyana Kusatmasi'ndan geliyorsun!". Bizimkinin babasi diplomat oldugu icin tabi konuyu hemen okul yonetimine cok sert bir sekilde intikal ettirdi ve ogretmen gozyaslari icinde, tir tir titreyerek ozur diledikten sonra sorun yaratan ogrenciyle ilgili gerekli onlemleri aldi. 9 yasindaki cocuklar okulda henuz Viyana Kusatmasi'ni ogrenmiyorlar. Demek ki bu cocuk bu bilgiyi evde ve sokakta duydu. Yani Viyana Kusatmasi bir anlamda tekerleme tadinda anlatilan korkunc bir hikaye seklini almis. Turk diplomat, diplomat kimligi ve yillarin verdigi tecrubeyle oglunu koruyabilmis, bir de buradaki isci sinifi Turk gocmen cocuklarin halini dusunun :(

- Birkac hafta once Viyana'da belediye secimleri oldu. Asiri sagci FPO Partisi ve lideri Strache Viyana'daki oylarin %27'sini aldi ve herkes sok oldu, ozellikle iktidardaki Sosyal Demokratlar. FPO'ye oy verenlerin profili ise daha ilginc. Viyana'daki Sirp gocmenlerin %70'i Strache'ye oy vermis. Duydugumda "nasil yani, Strache yabanci dusmani, Sirplar aptal mi ki tutup oylarini FPO'ye vermisler?" dedim ve dedigimle kaldim. Secim sonuclarini siyasi anlamda benden cok daha iyi yorumlayan arkadasim dedi ki: "Burada genel anlamda herkes Muslumanlara karsi. Soz konusu ozellikle Turkler olunca icindeki tum fikir ayriliklarina ragmen, tum Avrupa Turkler'e karsi kenetleniyor. Muslumanlar'i en istemeyen gocmen toplulugunun basinda ise Sirplar geliyor. Zaten secim afislerinden birinde Strache'nin bir pozu vardi. Gomleginin kollarini siviyor, isbasi yapacakmis gibi, ve bileklerinden birinde Sirp Ortodoks Kilisesi'nin amblemini iceren bir bileklik var. Dusmanimin dusmani dostumdur misali. Bu arada buradaki Turkler'in %5'i de Strache'ye oy vermis. Neden mi? Bunlar Kurt ayrilikcilarmis. Strache bunlara vermis gazi "ozgur olmalisiniz, kendi topraginiz olmali, Turk boyundurugundan cikin!" diye, biraz da yardim etmis, bilemiyorum bulgur-mercimek mi vermis yoksa para mi. Bizimkiler de tutmus bu adama oy vermis.

Heyecanimi mazur gorun, yuregim kabardi yine. Daha boyle cok hikaye var da hepsi birbirinin aynisi, anlatmaya degmez. Diyecegim o ki mesele AB normlarini yerine getirme meselesi degil, mesele Turkiye'nin Avrupa gozundeki imaji. Avusturya kucuk deyip gecmeyin, bu ve bu tip olaylar Almanya, Fransa, Hollanda gibi AB'nin lokomotif ulkelerinde de oluyor. Peki ne yapmak lazim? Asagidakileri yaparak bir nebze de olsa ibreyi kendimize cevirebiliriz diye dusunuyorum:

1. AB projesi (ki AB'ye katilmayi gercekten istiyorsak) Turkiye acisindan sadece standartlara uyum saglamakla olacak bir is degil. Gercek anlamda bir  "kulturel tasdik"  projesi. Bu baglamda bizim degistiremeyecegimiz bazi seyler var. Ornegin Turkiye, Avrupa ic politikasindaki populist politikacilar tarafindan cok kullaniliyor. Degisime kapali ve statukocu Avrupali politikacilarin halki korkutmak ve statukoyu devam ettirmek icin en cok kullandiklari ornek Turkiye. Bu durumu toptan degistiremeyiz, ancak verdigimiz mesajlarla yumusatabilir, en azindan insanlarin kafasinda "acaba"lar yaratabiliriz. 

2. Nasil dogru mesajlar verebiliriz? Oncelikle bizim de kendi icimizdeki kisir tartismalardan kurtulmamiz lazim. Dolandik bir turban olayina, cikamadik icinden. Bati'nin ve diger Islam ulkelerinin anlamadigi Turkiye'nin "radikal bir laik" ulke oldugu. Kurdugumuz rejimi o kadar siki kucaklamisiz ki kimse ve hicbir sey ona zarar vermesin istiyoruz. Dolayisiyla laiklik anlaminda cok kati kurallarimiz var. Benim gorusum bu kurallarin devam etmesinden yana (unutmayin ki birkac yil once Fransa Turkiye'de ozellikle turban konusundaki uygulamalari ornek alan bir calisma yapti). Burada beni rahatsiz eden tek nokta basini ortmek isteyen bir kizin universiteye girememesi. Kendi icimizdeki kulturel farkliliklari toplumsal mutabakat yoluyla kucaklayarak ise baslamaliyiz.   

3. Hosuma gitmeyen bir diger konu ise ulke yoneticilerinin eslerinin saclarini siki siki, tek bir tel bile gorunmeyecek sekilde sarip sarmalamalari. Saclari bir ortunun altina siki siki saklamakla basi ortmek arasinda buyuk bir fark oldugunu artik 5 yasindaki cocuk bile anladi (bu arada benim ailemde de basortulu insanlar var, ama sadece basortulu, hicbir siyasi amac gutmeyen). Gecenlerde Almanya Cumhurbaskani Turkiye Cumhurbaskanini ziyarete geldi. Bu ziyaretten kalan fotograflara bakin. Iki First Lady'nin tarzlarinin karsilastirmasi. Burada Turkiye'nin verdigi mesaj su :"Biz her tur degisime kapaliyiz, bizi sevecekseniz boyle sevin." Almanya'nin, ve dolayisiyla Avrupa'nin aldigi mesaj ise su :" Biz zaten sizin boyle oldugunuzu biliyorduk. Dis gorunumunuze bunu artik devlet kademesinde ve alenen yansitarak bunu tasdik ettiniz!" 

Turkiye ekonomisi buyuyor, herkesin istahini kabartiyor ve ulke umut vaad ediyor. Ancak dunyaya tamamen yanlis bir mesaj veriliyor. Insanlarin en azindan asgari mustereklerde bulusup birlikte yasamaya niyet etmeleri icin oncelikle birbirlerinden korkmamasi gerek. Ancak din merkezli bir siyaset anlayisi bunun tam tersi bir durum yaratiyor. Bu sadece Turkiye'nin sorunu degil, Irak Savasi'yla Amerika "din savaslarini" zaten baslatti. Turkiye bu korkulari azaltabilecek konumdaki dunyadaki yegane ulke. Cunku dunyada laikligi kati bir sekilde uygulayan tek Musluman ulke. Dolayisiyla Turkiye'nin verdigi mesajlar dunya siyasetini herhangi bir ulkeden daha cok etkiliyor.

Bu konuda daha cook yazarim da yerim kalmadi, oldukca da uzun bir yazi oldu. Simdilik konuyu burada kapatiyorum ve sizin goruslerinizi merak ediyorum.

Bu arada Avusturyali arkadasimin kahve fali harikaydi :) Guzel bir gelecek kendisini ve ailesini bekliyor. Vallahi ufurmedim, ne gorduysem soyledim :)

10 yil icinde %40'i Turk olacak Viyana'dan sevgiler :)

Aydede

Gaziantep'e merhaba!

Ben Gaziantep'liyim ve bununla hep gurur duydum :) Yillar sonra Antep'teki okul arkadaslarimdan Bora Zor ile Facebook vasitasiyla tekrar baglantiya gectik. Bora bir gazeteci oldugunu ve blogumda yazdigim yazilara Gaziantep Ekspres Gazetesi'nde yer vermek istedigini soyleyince cok heyecanlandim ve gururlandim. Uzaktan da olsa memleketimle tekrar baglantiya gecmek beni inanilmaz derecede mutlu etti.

Bundan boyle haftada iki kere yazilarimla size ulasacagim. Amacim gunluk kosturmaca icinde yuzunuze bir tebessum kondurmak ve biraz da dusundurmek.

Canim Antep'ime Viyana'dan kucak dolusu sevgiler, selamlar.

Nil Akan Palacios

Aynada kendi yuzune dikkatlice baktin mi hic?

Bunaldiginiz zaman rahatlamak icin ne yaparsiniz? Mesela ben hemen arkadaslarimi ararim, ailemi ararim, sevdigim insanlarla sohbet ederim. Bazen onlara sikintimi direkt olarak anlatir ve yardim isterim, bazen de sadece onlari dinler veya havadan sudan bahsederim. Bunun disinda yurumek beni cok rahatlatir. 2 saat durmaksizin yuruyebilirim. Ancak tum bunlari yaparken kafamdaki bir sayac surekli isler. Canimi sikan konuda ben nerede hata yaptim? Bazi seyleri farkli yapsaydim sonuc farkli olur muydu? Genelde de hatali yaptigim seyleri ayna gibi gorurum ve bir daha onlarin yakinindan gecmemeye calisirim.

Aynayi kendine cevirip kendi yuzundeki  "defolari"  gormek tehlikeli boyutlara da ulasabilir. Fazla mukemmeliyetci insanlar genelde bunun dozunu kacirir ve kotu sonuclanan her olayda kendi hatalarini aramaya baslarlar. Bu da insani mutsuz ve yetersiz hissettirir, hep baskalari hakliymis hissiyati verir. Ancak bir de aynada hicbir sekilde kendi yuzune bakmayan, kendi defolarini gormeyen insanlar var ki onlar da kronik mutsuz olmaya mahkumdurlar.

Bir sirketteki bir yoneticiyi dusunun. Verilen her yanlis kararda baskalarini suclayan, kendi yetersizliklerini baskalarinin sucuymus gibi gosteren ve kendini bir anlamda  "magdur"  konumuna oturtan. Bu yoneticinin asil problemi teknik olarak yetersiz olmasi olabilir. Teknik olarak konusuna hakim olmadigi icin dogru karar verme yetisine sahip degildir. Dolayisiyla su veya bu sekilde o koltuga oturduktan sonra bu kisinin hayati cehennem azabindan farksiz olacaktir. 

Etrafimiz bu sekilde bir turlu aynayi kendine cevirmeyen, ceviremeyen insanlarla cevrili. Evden zamaninda cikmadigi icin randevusuna gec kalan ve gecikmesi icin trafigi suclayanlar. "Hep bana, hep bana" diyerek esi icin yapacagi en kucuk fedakarliktan bile yerinen sonra da esini ilgisizlikle suclayan kadinlar veya erkekler. Sirf tembel oldugu icin calismaktan kacinan ve dolayisiyla hayattan istedigini elde edemeyen ve mutsuzlugunun sucunu  "kadere"  atan insanlar.

Aynayi biraz da kendimize cevirsek ve kendi yuzumuzdeki defolari gorsek hayat cok daha baska olur. Boylece kendi zaaflarimizin ve guclu yonlerimizin farkina varir ve hayattan beklentilerimizi ona gore belirleriz. Insanin zayif noktalarinin farkina varmasi onu daha cok gucsuzlestirmek yerine ona guc katar. Insan zayif noktalarini bildigi surece onlari telafi edecek yollar gelistirebilir ve dolayisiyla hayatindaki olumsuzluklari azaltabilir.

Siz hic aynada kendi yuzunuze baktiniz mi?

Selamlar, sevgiler.

Aynaya ara sira bakan Aydede :)