Hurriyet

30 Aralık 2010 Perşembe

AB'ye girmesek olmaz mi?

Bugun Avusturya'da ana haber bulteninde 5 dakika boyunca Avusturya'da yapilan yeni otobanlari, otobanlarin yaninda bisikletseverler icin yapilan ve otobani aratmayan kaymak misali bisiklet yollarini, ormanlari, dereleri, dogal guzellikleri, kisacasi Avusturya'nin insanlarin rahat yasamasi icin insa edilmis her kesitini gosteren bir haber yapildi. Spiker haberi ballandira ballandira sunarken ekranda da tum bu guzelliklerin goruntuleri birer birer gecti. Spiker konusurken sesindeki gururu duyabilmek mumkundu. Kendi ulkesinde yapilan guzel ve dogru isleri cumle aleme gostermek istercesine coskuyla sundu bu bolumu.

Ben Turkiye'de yapilan guzel ve dogru isleri ekrana tasiyan bir televizyon veya sayfalarina tasiyan bir gazete hatirlamiyorum. Bunun sebebi olarak aklima iki ihtimal geliyor:

1. Turkiye'de iyi ve dogru hicbir is yapilmiyor. Yapilan hersey kotu ve yanlis, dolayisiyla medyada ve sokakta surekli ne kadar berbat bir ulkede yasadigimizdan bahsedip duruyoruz, veya

2. Turkiye'de de iyi ve dogru isler yapiliyor ancak biz hep bardagin bos kismini gormeyi tercih ediyoruz. Yapilan iyi ve dogru isleri ya gormezden geliyoruz ya da  "tabi canim, bunlar da yapilsin artik!"  diyerek gereken ovguyu esirgiyoruz.

Yillardir Avrupa Birligi'ni tartisip dururuz. Biz girmek icin habire ittiririz, Avrupa ulkeleri de bizi almamak icin her tur mazereti yaratir. Gerci once AB bizi davet etti (sanirim 1970'lerde Ecevit zamaninda), o zaman Turkiye Birlik'e girmek istemedi. Sonra biz girmek istedik, simdi de onlar bizi istemiyor. Kedinin fareyi kovalamasi gibi. Bugun AB'ye girmeyi neden bu kadar siddetle istiyoruz? Avrupa'ya neden bu kadar oykunuyoruz?

Avrupa'ya imrenme Osmanli doneminde baslamis. Osmanli zamaninda Fransa ve Fransizca kulaga cok hos geliyormus. Turkce'ye Fransizca'dan kelimeler girmis. Ancak, mesela, Bulgarca'dan hic kelime girmemis. Aksine Bulgarca'da Turkce'den bircok kelime var (Bulgaristan imparatorluk sinirlari icinde oldugundan olsa gerek). Gucu yeten aileler cocuklarina Fransiz veya Alman murebbiyeler getirtmis veya cocuklarini Avrupa'ya egitime gondermis. Benzer bir durum bugun de gecerli. Simdi Ingilizce daha gecer akce oldugu icin dilimize Ingilizce'den kelimeler aliyoruz, cocuklarimizi Amerika'da egitime gonderme fikrine cok sicak bakiyoruz.

Bati'nin gelismis ulkelerinin kulturlerini sevdigimizi sanmiyorum. Mesela hicbir zaman bir Turk'un soyle birsey dedigini duymadim:  "Ah, onumuzdeki ay bir denk getirip Viyana'ya gitsem de Opera'da Romeo ve Julyet'i seyretsem!". Aksine duydugum seyler ya Avrupa'nin ne kadar yesil oldugu veya otobuslerin ve trenlerin nasil tak diye tam zamaninda duraga geldigi veya kisi basina dusen milli gelirin bizimkinin 10 kat ustunde oldugu. Hani zenginin mali zugurdun cenesini yorar misali :) Bu baglamda dusundugumde karsima cikan tablo su: Avrupa, tarihinden, yeni dunya duzeninden ve toplumsal ic dinamiklerinden kaynaklanan bir kaos icinde. Iki dunya savasinin basladigi ve neredeyse yok ettigi bir kita, savaslardan sonra tekrar kullerinden dogan bir kita, dolayisiyla disleri ve tirnaklariyla kaziyarak yarattiklari birikimi kaybetmemek icin ellerinden geleni artlarina koymuyorlar ve yarattiklari bu zenginligi kendi yandaslari haric baska hic kimseyle paylasmak niyetinde degiller. Avrupa Birligi'ni cesitli sebeplerden dolayi kurdular. Kagit uzerinde yazili  "resmi"  sebepler disinda AB'nin kurulma sebebleri soyle:

1. Bir daha birbirleriyle savasmamak icin,

2. Berlin Duvari sonrasi olusan yeni dunya duzeninde, Sovyetler Birligi'nin cokmesiyle iyice basi bos kalan Amerika'ya karsi alternatif bir guc olusturmak icin

3. Kendi iclerinde birbirlerinden hic haz etmemelerine karsin  "bir elin nesi var, iki elin sesi var"  diyerek bir  "aile"  haline gelip savaslardan sonra yarattiklari zenginligi koruyabilmek icin.

Tum bunlarin ustune bir de Avrupa'nin genlerine islemis olan  "irkcilik"  duygularini ekledigimizde Avrupa Birligi'nin aslinda Turkiye gibi bir ulkeyi icine almak uzere programlanmadigini, hatta tarihsel gercekler isiginda Turkiye'nin Avrupa Birligi icin hazmedilemeyecek bir lokma oldugunu gormek zor degil.

Turkiye aynasindan bakinca da durum farkli degil bence. Kacimiz Avrupa tarihi ve kulturuyle ilgili elle tutulur bilgiye sahibiz? Genel anlamda Turkiye'de Amerikan kulturu Avrupa kulturunden cok daha baskindir. Universiteye veya master'a Amerika'ya gitmek daha makbuldur. Turkiye'ye en cok yatirim yapan ulke Almanya olmasina ragmen Almanca yerine Ingilizce ogrenmek daha akillicadir. Avrupa kapi komsumuz olmasina ragmen Yeni Dunya bize gore Eski Dunya'dan daha havalidir ve ilgi cekicidir. Peki hakkinda bu kadar az bilgi sahibi oldugumuz bir Birlik'in icine neden girmek istiyoruz? Neden hic tanimadigimiz bir ailenin uyesi olmak icin bu kadar can atiyoruz? Bence cevabi basit. Biz, bizde olmayana kolay yoldan ulasmanin yolu olarak goruyoruz AB'yi. Saniyoruz ki AB'ye girince gokten basimiza demokrasi yagacak. Saniyoruz ki AB'ye girince basimizdan asagi euro'lar sacilacak. Saniyoruz ki AB'ye girince o Avusturyali bisikletciler icin yapilan bal-dok-yala yollar Turk bisikletciler icin de aninda dosenecek. Ve de en onemlisi saniyoruz ki AB'ye girince biz de kendi ulkemizi Avrupalilarin kendi ulkelerini sevdigi gibi sevecegiz ve kendi ulkemizle gurur duyacagiz.

Avrupa'da olup da bizde olmayan cok sey var. Demokratik standartlar, insan haklari, sosyal devlet, vs. Ancak iskaladigimiz nokta Avrupa tum bu standartlari disini tirnagina takip sadece kendisi icin gelistirmis ve bunlari hic ama hic kimseyle paylasmaya niyeti yok. Demokrasisi sadece kendisine, azinlik haklari deyince bana gore tamamen sinifta kaliyor. Bugun Isvicre'den baslamak uzere her yerde camiler yasal olarak yasaklanirken Avrupa kalkmis Turkiye'deki kiliselerin islevlerini yerine getiremediginden ve bunun da Turkiye'deki %1 - %2 azinliga yapilan buyuk bir haksizlik oldugundan dem vuruyor (bugun Viyana'nin %30'u musluman). Tutturmuslar bir Kurt sorunu, Kurtlere ozerklik, azinliklarin anadili diye. Bugun Almanya'daki okullarda okutulan ek Turkce derslerini kaldiran eyaletler var, unutmayin ki Berlin Istanbul'dan sonraki ikinci buyuk Turk kenti. Isvec'te yasayan muslumanlarin %95'i Turk. Ve Isvec Radyosu ulkede yasayan Turklerin artik sen sakrak Isvecce konustuklarini bahane ederek radyonun Turkce yayinina son veriyor ancak Kurtce yayin hala bangir bangir devam ediyor. Sosyal devleti de sadece kendi vatandaslari icin kurmuslar. Uye ulkeler AB ortak fonundan para koparmak ugruna gelen butun iltica taleplerini isleme sokuyorlar, dosya isleme girdigi icin fondan parayi aliyorlar, sonra bu dosyalar sonuca baglanmadan raflarda yillarca tozlu bir sekilde bekliyor. Ilticacilar sokaklarda, siginma evlerinde veya tanidiklarinin yaninda siginti gibi yasayarak  "kagitlarinin cikacagi gunu" bekleyerek bir omur geciriyorlar.

Her neyse, demek istedigim su: Avrupa'dan ogrenmemiz gereken "nasil zengin olunur" degil, onun yolu zaten belli. Calip cirpmayi birakip kendi aramizda paylasmayi ogrendigimiz gun refah seviyemizi arttirmamamiz icin hicbir sebep yok. Bizim Avrupa'dan ogrenmemiz gereken asil sey ulkemizi nasil sevmemiz gerektigi ve cikarlarimizi nasil kollamamiz gerektigi. Ulkemizle gurur duymanin yollarini bulmaliyiz ve bunu baskalarinin yardimiyla degil kendimiz basarmaliyiz. Haberlerde kotu olaylar kadar iyi olaylara da yer vermeliyiz. Yani kendimizi sevmeyi ogrenmeliyiz ve kendimize guvenmeyi ogrenmeliyiz. Bu arada Avrupa'nin da bizden ogrenecegi seyler var. Aile baglarinin nasil korunmasi gerektigi, cocuklari uyusturucudan ve kotu aliskanliklardan uzak tutmanin yollari, misafirperverlik, hosgoru.  

Yazimin basligi olan  "AB'ye girmesek olmaz mi?"  sorusunun cevabina gelince. Bence bugunku Turkiye bugunku AB'nin bir uyesi olamaz, olmamali. Cunku AB sadece ekonomik bir birlik degil; AB kendi icinde muthis acmazlari ve kisirdonguleri olan, cok icine kapanik ve kendi icinde celiskilerle dolu bir aile. Bugun Turkiye'nin AB'ye girmesi sadece tek tarafli bir askin tetikledigi bir evlilik olacak ki bu tip evliliklerin sonu ister istemez husran olur. Amacimiz AB'ye girmek degil, AB'yi basamak olarak kullanip istedigimiz refah ve medeniyet seviyesine ulasmak olmali. Bunu AB'yle veya AB'siz yapabilmenin yolunu buldugumuz gun AB Turkiye icin sadece bir teferruattan ibaret olur. 

Kafasinda kirk tilki dolasan ve kirkinin da kuyrugunu birbirine degdirmeyen Aydede'den sevgiler ve mutlu yillar :D


28 Aralık 2010 Salı

Isyerinde Sizden Yasca Buyukleri Yonetmek Durumunda Kaldiniz mi?

Is dunyasinda ozellikle denetcilerin basina sikca gelen bir durum bu, sizden yasca ve deneyimce ileride olan insanlara ne yapmalari gerektigini soylemek. Denetim ekiplerinin cogunlugu genc insanlardan olusur. Cunku denetim genel anlamda baslangic veya ara basamak olarak kullanilan bir meslektir. Herkes icin olmasa da cogu insan icin gecerlidir bu. Denetim meslegi yapisi itibariyle baskalarina neyi yanlis yaptiklarini ve dogrusunun nasil yapilmasi gerektigini soyler. Burada denetcinin karsisina cikan 2 kritik durum vardir:

1. Denetlenen kisi denetlenen konu uzerinde denetciden daha bilgilidir

2. Denetlenen kisi cogu zaman denetciden yasca cok daha buyuktur

Yukaridaki ornegi denetciler uzerinden anlatiyorum, ancak denetim haricindeki mesleklerde de bu durumla cogu zaman karsilasiyorsunuzdur. Genc ve basarili bir Finans Direktoru veya Pazarlama Direktoru olup ekibinde kendisinden yasca buyuk insanlarin bulundugu bir kurumu da yonetiyor olabilirsiniz.

Kendisinden yasca ve deneyimce daha geride olan birinin gelip kendisine ne yapmasi gerektigini anlatmasi cogu insani ilk etapta rahatsiz eder. Denetim meslegine ilk basladigimda denetlemekte oldugumuz musterilerin siklikla  "her yil bize yeni mezun cocuklari gonderiyorsunuz ve herseyi sil bastan anlatmak zorunda kaliyoruz" diye yakindiklarini hatirliyorum. Sonraki yillarda da bu durum degismedi. Denetledigim kurumlardaki insanlar yas olarak benden hep oldukca buyuk oldular. Ekibimde calisanlardan bazilari da benden yasca buyuklerdi. Ise yeni basladigim donemde bu konuda yapabilecegim fazla birsey yoktu. Elimden geldigince cok calisip konuya hakimiyet saglayip isimi en dogru sekilde yapmak icin gayret sarfettim. Ilerleyen yillarda cok calismamin karsiligi bana bilgi birikimi olarak geri dondu. Bilgi birikimim arttikca da isimi daha verimli ve etkili yapar hale geldim. Ancak bu tip ortamlarda, yani sizden yasca ve deneyimce ileride olan insanlari yonetmeniz gereken durumlarda, kanimca en onemli ozellik EQ, yani duygusal zeka. Herkes en nihayetinde kendi capinda calisiyor, kendini gelistiriyor ve isini en iyi kendisinin yaptigini dusunuyor. Dolayisiyla, ozellikle sizden yasca buyuk insanlarla iletisim kurarken asagidaki noktalara dikkat ederseniz catisma ortami yaratmadan, isin icinden daha kolay cikacaginizi dusunuyorum:

1. Oncelikle karsinizda bulunan insanin gecmis deneyimleri ve uzman oldugu alanlar hakkinda bilgi edinin. Bu kisiyle iletisiminizi bu bilgi isiginda yuruturseniz yumusak bir baslangic yapma sansiniz artar. Karsinizdaki kisinin sizden daha bilgili oldugu konularda ondan ogrendiklerinizle isinizi yapmaniz daha kolay hale gelecektir.

2. Iyi bir dinleyici olun. Karsinizdakiyle empati kurarak hem bilmediginiz yeni konular konusunda aydinlanirsiniz ve isinizi yeni bilgiler isiginda daha kolay yaparsiniz, hem de karsinizdakine pozitif elektrik gondererek calisma ortaminizin rahatlamasini saglarsiniz. 

3. Karsinizdaki kisi artik modasi gecmis tekniklerle calisiyor ve zamanimizin yeni calisma modellerine ayak uyduramiyor olabilir. Ancak bu kisiye karsi, en azindan yas faktorunu ve deneyimlerini goz onunde bulundurarak, her zaman saygi gosterin ki aranizdaki yas farkinin yaratabilecegi negatif duygular baslamadan dagilsin.

4. Uzerinde calistiginiz konu uzerinde yeterli bilgiye sahip oldugunuzdan emin olun. Karsinizdaki kisiden daha ust bir pozisyona sahip olabilir veya onu denetleyen bir konumda olabilirsiniz. Ancak pozisyonunuzun size verdigi otoriteyi kullanarak karsinizdakine istediginizi yaptirmaya calismak fena halde geri tepecektir. Otoritenizi kabul ettirmenin en dogru yolu karsinizdakiyle kisilik savasina girmek yerine bilgi mucadelesine girmekten gecer. Biraz sabirli olup zaman icinde karsinizdakileri bilginiz ile ikna etmeyi basarirsaniz ve bu arada saygiyi elden birakmazsaniz bir sure sonra bulundugunuz ortamda  "dogal lider"  konumuna yukselmemeniz icin hicbir sebep kalmaz.

Yukaridaki yontemler iki tarafin da az da olsa birlikte calismaya niyetli oldugu zaman ise yarayacaktir. Karsinizdaki kisi ne pahasina olursa olsun sizin varliginizi kabul etmemeye yemin etmisse bu konuda sizin yapabileceginiz fazla birsey yok tabi. Is hayati cetrefilli. Her zaman arzu ettiginiz kisilerle calismaniz mumkun olmuyor. Kendinizi surekli gelistirip etrafinizdakilerle iyi iliskiler kurdugunuz takdirde, yasli olsun genc olsun, herkes tarafindan takdir edilen bir konuma er ya da gec ulasabilirsiniz.

Viyana'dan sevgiler, selamlar :)

Aydede

25 Aralık 2010 Cumartesi

Networking Ne Ise Yarar, Nasil Yapilir?

Burada, Viyana'da tanidigim bir aile var. 30'lu yaslarin sonlarinda bir cift. 2 cocuklari var. Erkek calisip evin gecimini sagliyor. Erkek iyi para kazandigi icin kadin calismamayi tercih etmis, cocuklarini buyutuyor. Yillar once Amerika'da tanisiyorlar. Ikisi de yatirim bankaciligi yapiyor. Gunun birinde erkegin Avusturya'daki babasi beyin kanamasi geciriyor ve olumun kiyisina geliyor. Oglunu ariyor ve Avusturya'ya donmesini ve aile isini devralmasini istiyor. Boylece evlenip Avusturya'ya yerlesiyorlar. 13 yil boyunca isler harika gidiyor, aile isi herkese yetecek kadar gelir sagliyor ve Viyana gibi pahali bir sehirde yuksek bir yasam standardi tutturabiliyorlar. Bu arada hasta olan baba da zamanla iyilesiyor ve ise donecek hale geliyor. Ve iste o zaman kavga basliyor. Baba ogluyla cekismeye basliyor. Hastayken birakmak zorunda kaldigi koltugunu geri almak icin olesiye bir savas baslatiyor. Ve nihayetinde oglunu isten atiyor ve tekrar isin basina geciyor. 10 yil once Amerika'daki herseyini birakip gelen oglu bugun karisi ve iki cocuguyla neredeyse sokakta kaliyor. Ikinci bir gelirleri olmadigi icin yasadiklari kisa sureli panik doneminden sonra salim kafayla dusunup tekrar Amerika'ya donmeye karar veriyorlar. Donecekler ama nereye? Is yok, ev yok, okul yok. Hazirda biraz para var ama hazira dag dayanmaz. Ve ciftten Amerikali olan kadin aciyor telefon rehberini ve basliyor Chicago'da bildigi herkesi aramaya. 2 ay icinde esi Chicago'da bir ise giriyor.

Bu cifti yakindan taniyorum. Erkek oldukca kalifiye bir insan. Yillar icinde kendini mesleginde gelistirmis ve yetenekli. Ancak yillar once terk ettigi bir yere yillar sonra donup tekrar is bulmak her babayigidin harci degil. Hele ki Amerika gibi finansal krizle bogusan bir pazarda insanin kara kasina kara gozune bakip is vermiyorlar. Bu arkadasin hayatinin en zor doneminde dunyadaki en komplike pazarlardan birinde is bulabilmesinin en onemli sebeplerinden biri karisinin network'u oldu.

Bir insanin network, yani diger insanlarla baglanti, yaratmasi icin basina illa da yukarida anlattigim gibi dramatik olaylarin gelmesi sart degil. Network, ozellikle bugunun dunyasinda ictigimiz su kadar gerekli bir unsur. Insanlar kendini gelistiriyor, daha fazla bilgi ve deneyimle donatiyor ve gun gectikce piyasa daha rekabetci hale geliyor. Dolayisiyla insanin piyasa icinde kendisini ayristirmasi ve kendisiyle ilgili farkindalik yaratmasi daha da guc hale geliyor. Iste tam da bu sebepten dolayi network'e olan ihtiyac hizla artiyor. Buradaki "network"ten kastim torpil degil, yanlis anlasilmasin. Benzer niteliklere sahip iki kisi arasindan bildik ve tanidik olanin ise alinmasi daha olasi.

Peki networking nasil yapilir? Asagida, ise yaradigini dusundugum birkac yontem siraladim. Sizin de goruslerinizi merak ediyorum:

1. Caliskan olun, is yapmaktan gocunmayin. Ekmek artik aslanin agzinda degil, malesef midesinde :(

2. Isyerinde etrafinizdaki herkesle olumlu bir iletisim icerisinde bulunun. Kavgaci olmayin. Bugun astiniz konumunda olan biri yarin ustunuz konumunda olabilir, bunu sakin aklinizdan cikarmayin.

3. Iletisimi, yani Networking'i, isinizin bir parcasi olarak gorun. Zamaninizin %80'ini is yapmaya ayiriyorsaniz %20'sini insanlarla iletisim kurmaya ayirin. Bu oranlarin, yonetim kademelerinde yukseldikce degisecegini ve insanlarla birebir iletisime ayirmaniz gereken zamanin %20'den cok daha fazla olmasi gerektigini unutmayin.  

4. Tanidigim bazi CEO'lar gunlerinin neredeyse tamamini "networking" ve iletisime ayirmakta. Gun boyu insanlarla konusuyorlar, onlari dinliyorlar ve bilgi topluyorlar. Gun sonunda ofislerine cekilip gun boyunca topladiklari bilgi isiginda islerini tamamliyorlar. Networking yapmak icin gerekirse fazla mesai yapmaktan cekinmeyin.

5. Iyi bir dinleyici olun. Etrafinizda olan biteni ogrenmenin en kolay yolu iyi bir dinleyici olmaktan gecer. Icinde bulundugunuz ortamin sartlarini ve kosullarini anlayip hareket planinizi ona gore belirlerseniz hedefinize ulasmamaniz icin hicbir sebep kalmaz.

6. Etrafinizda islerini dogru ve layikiyla yapan kisileri onore edin, islerini yapmayanlara dogru yolu gosterin (tabi sizden yardim almaya isteklilerse). Kisacasi yikici degil yapici olun. Yapici olmak icinde bulundugunuz her ortamda prim yapmayabilir. Ancak emin olun ki bir zaman sonra yardima ihtiyaci olan siz oldugunuzda sizi taniyanlar sizinle ilgili izlenimlerine gore size yardim eli uzatacaklardir. Yapici insanlar her zaman icin yikici insanlardan cok daha fazla takdir edilir ve ilgi gorur.

7. Insanlarin sizi aramasini beklemeden siz onlari arayin, sorun. Cekingen olmayin.

Yukaridaki maddeler aslinda daha huzurlu ve doyurucu bir hayat yasamanizi da saglayacak yontemler. Isimizden ve hayattan beklentilerimizi gercege donusturmenin ilk adimi etrafimizdaki insanlarla iletisime gecmek ve onlarla baglanti kurmak olmali. Esim networking konusuyla yeni yeni ilgilenmeye basladi. Yillar suren cabalarim sonucu networking'in sadece "konusmak" olmadigini, kariyer acisindan ne kadar elzem oldugunu nihayet anlatabildim :) Ve gecen gun kendisi networking'e soyle bir tanim getirdi:

"Networking helps you not to die alone!"

Herkese insanlarla cevrili, bol iletisimli bir 2011 dilerim!

Viyana'dan sevgiler.

Aydede

24 Aralık 2010 Cuma

CHP Laikligi Anlamiyor, Dolayisiyla Savunamiyor

Laikligin bu derece tartismaya acilmasinda ben AKP'yi suclu bulmuyorum. Onlar bastan acikca laiklikle ilgili sorunlari oldugunu beyan ettiler ve politikalarini, ozgurlukler maskesi adi altinda laiklikle savas olarak zaten belirlediler. Erdogan'in iktidara gelmeden once Avrupa ve Amerika'yla ilgili bilgileri Arap ulkeleriyle ilgili bilgilerinden cok daha azdi. Sandi ki ozgurlukler yuvasi Avrupa'ya gidip  "Bakin, kadinlarimiz baslarindaki masum bir ortuden dolayi universiteye girme hakkindan mahrum birakiliyorlar. Kendi ulkemizde zenci konumuna dustuk, bu nasil ozgurluktur!" dediginde Avrupa kendisine arka cikacak ve AIHM'nin tum kararlarina karsin turbanin ogretim kurumlarinda serbest birakilmasi konusunda kendisine %100 omuz verecek. Ancak Avrupa'yi gezip gormeye basladi mi bakti ki isler sandigi gibi degil, Avrupa insana pabucunu ters giydirir. Anladi ki Avrupa'nin en buyuk korkusu fanatizm ve Islam. Anladi ki Avrupa'nin 1. Dunya Savasi'ndan beri Turkiye'yle ilgili, Ataturk'ten dolayi bir kuyruk acisi var. Anladi ki Avrupa ozgur bir Turkiye degil kendisine muhtac, vur ensesine al lokmasini agzindan tarzinda bir Turkiye hayaliyle yanip tutusuyor. Erdogan o zaman anladi Ataturk'un basardigi isin boyutunu. Ve ilk zamanlarda Ataturk'un adini bile agzini almazken son zamanlarda Ataturk'le ugrasmayi birakin ettigi her iki lafin basinda Ataturk'un adini minnetle anmaya basladi. Denize dusen yilana sarilir misali :)

Her neyse, benim asil bahsetmek istedigim CHP'nin laikligi ele alis sekli. Kilicdaroglu partiyi yeniden yapilandirmaya calisiyor. Bence iyi de yapiyor; AKP'nin boylesine alip basini gitmesinin bir sebebi de CHP'nin aczi. Parti icindeki kaosu bir tarafa birakirsak bence CHP'nin en onemli sorunlarindan biri laikligi ele alis bicimi. Her Turk dogdugu gunden beri laiklikle yatar kalkar, anayasanin ve ders kitaplarinin ilk maddesidir laiklik. Ogretim hayati haricinde egitim hayatinda ve gunluk yasantimizda da laiklikle ilgili surekli tartisir ve konusuruz. Laikligi seven-sevmeyen herkesin bu konuda soyleyecegi bir sozu illa ki vardir. Son zamanlardaki Laik-Musluman cekismesinden cok daha once laiklik bizim hayatimizin her zaman aktif bir parcasi olmustur. Dolayisiyla ben Turk halkinin her bireyinin, sevse de sevmese de, uygulasa da uygulamasa da, laiklik konusunda uzman oldugunu dusunuyorum. Ancak CHP'nin boyle bir halk icin laiklikle ilgili gelistirdigi tek soylem  "Laiklik elden gidiyor!".  Laiklik tartismalarinin dorukta oldugu zamanda bile laiklikle ilgili yeni soylemleri ve olabilecek cozum onerilerini AKP getiriyor. CHP, olan biteni seyredip sadece bunlara tepki gostermekle ve soylenmekle yetiniyor. Ornegin Abdullah Gul laiklikle ilgili objektif bir yorum yaptiginda CHP, millet olarak boylesine onemli bir konuda birlik olmak adina, Gul'un soylediklerini destekler yorumlar yapiyor. Ancak ne zaman ki Erdogan, coskulu ve kavgadan beslenen dogasiyla laiklikle ilgili sivri bir cikis yapiyor, CHP "ben size soylemistim, gordunuz mu Milli Gorus gomlegi hala uzerinde!" gibi bir korku salma taktigi disinda hicbir sey yapmiyor, yapamiyor. AKP'nin laikligi nasil orselemeye calistigini hergun kafamiza kakmak yerine laikligin bize kazandirdiklarini bize tekrar tekrar hatirlatmiyor. Cunku bizden once asil CHP AKP'den olesiye korkuyor. Ve bu korkusunu halka yansitiyor. CHP'nin Ataturk'un biraktigi bu paha bicilmez mirasi artik tasiyamadigini hissediyorum ve bu duruma cok ama cok uzuluyorum.

Blogumu takip edenler dinle ilgili goruslerimi bilirler. Din hayatimin cok onemli bir parcasi degildir. Dini inkar etmem, ancak din sadece ve sadece kulturumun bir parcasidir. Dolayisiyla din eksenli tum politikalar, okullar, insanlar ve kurumlar beni rahatsiz eder. Hayalim, din korkusundan sinmis ve buzulmus CHP'nin veya benzeri baska bir partinin bir gun AKP kadar cesur ve dirayetli hale gelmesi. Hayalim CHP'nin veya benzeri baska bir partinin bir gun laikligi iliklerine kadar hissetmesi ve onun getirdiklerini bana hergun, tekrar tekrar hatirlatmasi. Hayalim CHP'nin veya benzeri baska bir partinin biraz dunyaya acilmasi ve disaridaki laiklik uygulamalarini gorup aslinda Turkiye'nin radikal derecede laik bir ulke oldugunu anlamasi. Ancak o zaman "laiklik elden gidiyor" soyleminin ne kadar yanlis ve yersiz oldugunu anlayabilir ve Turkiye icin dogru olan Laiklik Yol Haritasi'ni cizebilir. Iste o gun CHP'ye veya benzeri baska bir partiye kerhen degil gonulden oy verecegim.

Turkiye'den daha az laik Avusturya'dan selamlar, sevgiler!

Aydede  

23 Aralık 2010 Perşembe

Noel ve Cami'yle sorunum var

Oldukca coskulu bir insanim. Hayata seyirci kalmak yerine hayati iliklerime kadar hissederek yasamayi seviyorum. Ailem benim olmazsa olmazim. Onlar icin yaptigim  "ayak islerini"  bile buyuk bir keyifle yapiyorum, cunku onlari cok seviyorum. Isimi de severek yapiyorum ve basarili olduguma inaniyorum. Ancak hayatta iki konu var ki bir turlu taraf olamiyorum, hatta taraf olma fikri bana cok itici geliyor: Din ve politika.

Yarin Noel'i kutlayacagiz. Biliyorsunuz Noel Hz. Isa'nin dogumgunu. Benim icin manevi anlamda hicbir degeri yok. Esim Katolik oldugu icin her yil Noel'i kutluyoruz. Noel kutlamalarina bayiliyorum. Noel agaci, agac susleri, cikolatalar, sekerler, aile yemekleri, fotograflar. Her yil Noel'de harika vakit geciriyoruz. Ardindan Yeni Yil kutlamasi, manevi anlamda benim icin bu daha degerli. Cocuklugumdan beri Yeni Yil'in gelisini hep buyuk bir heyecanla beklemisimdir. Yeni umutlar, yeni vaatler, aydinlik gunler :D Benim icin yilin en guzel zamanidir Yeni Yil zamani.

Uzun zamandir Hristiyanlarin cogunlukta oldugu yerlerde yasamaktayim. Iclerinde beni oldukca iyi taniyan arkadaslarim, hatta dostlarim var. Ancak her Noel'de bana cekinerek sorarlar: "Sen de evde agacini hazirladin mi? Noel'i kutlayacak misiniz?" Ben de  "Tabi ki, kocamin Katolik oldugunu unuttun galiba!" gibi kinayeli bir cevap veririm. Diyeceksiniz ki arkadaslarin Noel'in sana birsey ifade etmedigini bildikleri icin dikkatli davranmaya calisiyorlar ve kibarlik edip Noel'ini kutlamak yerine sana bastan soruyorlar. Ancak beni gercekten taniyanlarin hayatin degisik renklerine ne kadar acik oldugumu ve esime ve onun gelenek-goreneklerine ne kadar duyarli oldugumu dusunup Noel'de  veya benzeri kutlamalarda bana tereddutsuz bir sekilde yaklasmalarini bekliyorum. 

Benim insanlarin inanciyla ilgili hicbir sorunum yok. Inanan da inanmayan da, Budist olan da, Musluman olan da, ateist olan da inancini kendi ozgurluk sinirlari icinde yasadigi surece benim icin ayni derecede saygiya deger. Ancak ne zaman ki dini bir  "sirket"  veya  "kurum"  sekline sokup kati kurallarla donatip herkesin de bu kurallara uymasi ve taraf tutmasi bekleniyor, iste o zaman bende sigortalar atiyor. Cunku dindeki kati kurallar beraberinde dogmayi ve biati getiriyor ki ikisi de benim dogama ve kisiligime tamamen aykiri. Noel icimi isitiyor, Noel Agaci'nda Hristiyanlik dininin isiltili tarafini goruyorum. Ancak ne zaman ki dininin getirdigi kural geregi kendisini cinsellikten tamamen arindirmak zorunda olan bir rahip bunun acisini kucucuk bir cocugu cinsel olarak istismar ederek cikariyor, iste o zaman Hristiyanlik'tan ve onun kurallarindan nefret ediyorum. Islamiyet'in, diger tum dinleri taniyan tek din olmasi ve "digerlerine" hosgoruyle yaklasmasi, bana dinlerin olusturdugu karanlik tunelin ucunda gordugum bir isik gibi geliyor. Ancak ne zaman ki bir takim musluman gecinenler din ugruna ucaklari binalara carpip bircok masum insanin olumune sebep oluyor, iste o zaman Islamiyet'ten de nefret ediyorum. Anlayacaginiz tek bir dinin kalibi icine sigmiyorum, sigamiyorum. Hepsinin ulasmaya calistigi noktanin ayni oldugunu dusundukce dini sadece ve sadece icinde yasadigim kulturun bir parcasi olarak goruyorum. Ve hayatimdaki yerinin bunun otesine gecmesini istemiyorum.

Politika icin de benzer hislerim var. Azili bir sekilde CHP'yi veya azili bir sekilde AKP'yi veya MHP'yi veya herhangi baska bir partiyi desteklemeyi mantigim almiyor. Cunku her partinin bana gore bir egrisi ve dogrusu var, keske hepsinin sevdigim taraflarini harmanlayip kendi partimi kurabilsem, ama olmuyor iste. Secim zamani gelince benim hayata bakisima en uygun olan partiye oy veriyorum. Yazdigim bazi yazilara CHP'liler aliniyor, bazilarina ise AKP'ye yakin olanlar. Ben hicbirinin tarafini tutmuyorum. Ben, bana ve aileme ve insanliga iyiligi dokunan, yasama olumlu anlamda katkisi bulunan her partiyi, her Hristiyani, her Muslumani ve her ateisti can-i gonulden kucakliyorum.

Viyana'dan herkese Mutlu Noeller ve harika bir 2011 dilerim. Umarim Yeni Yil'da hersey gonlunuzce olur :D

Sevgiler,

Aydede

21 Aralık 2010 Salı

Yalnizlik

Viyana'da bir arkadasim var. Yalnizlik kelimesinin sozlukteki karsiligi gibi. 10 yil once tanistik. Hem isyerinde birlikte vakit gecirdik hem de is disinda arkadasligimizi devam ettirdik. Bu arkadasimin ozelligi nerede olursa olsun etrafini insanlarla kusatmasi. Isyerindeki ogle yemegi molasini sirf yalniz yemek yememek icin yan masada oturan is arkadasinin yemek saatine gore ayarlar. Karni acliktan zil calsa da arkadasinin isi veya telefonu bitene kadar kesinlikle yemege gitmez. Bu arkadasimin yalnizliginin tek bir sebebi var. Onu tanidigim 10 yil boyunca etrafimizda bulunan diger insanlar bir sekilde hayatlarina devam ettiler. Cogumuz evlendi, coluk-cocuk sahibi oldu, kimi bosandi, yeniden evlendi. Ama bu arkadasim zamani sanki 10 yil oncesinde dondurdu. Hayatini degistimek ve bir sonraki asamaya gecmek icin tek bir adim bile atmadi. Dolayisiyla hepimiz alip basimizi kendimize yeni yeni hayatlar kurarken o hep seyretti, hicbir yorum yapmadan, parmagini bile kipirdatmadan.   

Baslangicta bize kizdi. Yeni hayatlarimizi kurup kendi yollarimiza gittigimiz icin bizi bencillikle suclar gibi oldu. Ama bakti ki bizim tek yaptigimiz sadece ve sadece hayatin akisini takip etmek, o zaman anladi ki tuhaflik kendisinde. Biz hicbir zaman ona kendisini kotu hissettirecek en ufak bir imada bile bulunmadik. Bu durumunun asil sorumlusunun kendisi oldugunu dusundugumuz halde bunu kesinlikle kendisine hissettirmedik. Zaman icinde iliskimiz yine normale dondu, ancak daha az gorusur olduk. Hele de cocuklar olunca biz kendi dunyamiza daldik ve arkadasligimiz oldugu yerde dursa da birbirimize ayirdigimiz zaman yok denecek kadar azaldi. Seyreklesen gorusmelerimizde ortak konular azaldi. Bir dahaki gorusmemiz icin  o bugunden planlar yapmak istedi, ama biz onun hizina yetisemedik. Onumuzdeki hafta degil onumuzdeki ay goruselim dedik. Onumuzdeki ay cocugumuzun davetli oldugu bir dogumgunu partisinden dolayi onunla bulusmamizi iptal ettik. Ama o hic yilmadi. Bizi tekrar aradi ve tekrar bir bulusma gunu saptadik. 

Yalnizligin en kotu tarafi insanlara mecbur kalmak. Insanlarla zevk ve nese icin degil de mecburiyetten ve korkulardan dolayi bir araya gelmek. Gecenlerde arkadasimiza Viyana'dan ayrilacagimizi ve Istanbul'a yerlesecegimizi soyledik. Gozunden bir damla yas geldi. Ve hemen Istanbul'a gelebilecegi tarihlerin bir listesini yapmaya basladi. Istanbul'a geleceginden eminim. Temennim Istanbul'a yalniz degil de kolunda sevgilisiyle gelmesi :)

Yalnizlar sehri Viyana'dan iyi geceler :)

Aydede

20 Aralık 2010 Pazartesi

Yaslilar icin Mutluluk Sigortasi Var mi?

Dingin ve huzurlu bir sekilde yaslanan kimseye rastlamadim. Yaslanirken huzurlu mu olunur diyeceksiniz, haklisiniz, yaslanmak dogasi icabi sonlanmayi cagristiriyor. Kurabiye pisirip masal kitabi okuyan pamuk dede/nene gibi yaslilar sadece masallarin urunu. Yaslanmak, yillarin getirdigi yorgunluklarin ve ice atilan ofkelerin futursuzca yerlere sacildigi bir donemi cagristiriyor bende. Insan yaslaninca artik sabretmek istemiyor, her yemegi de begenmiyor, herkesle sohbet etmek yerine sadece dost bildikleriyle kaliteli zaman gecirmek istiyor.

Yasliliga nasil hazirlanmali? Bu zor gecisi en yumusak hale getirmek icin onceden neler hazirlamali? Para onemli bir faktor tabi. Ancak asagida sayacaklarimla karsilastirildiginda elde edilmesi en kolay olanlarin basinda geliyor bence. Zengin bir emeklilikten bahsetmiyorum, duzenli bir gelir ve calismayla fazla sarsintili olmayan bir emeklilik donemi hayal degil. Asagidaki faktorlerin insanin yaslilik hayatini huzur icinde gecirmesi icin paradan cok daha onemli oldugunu dusunuyorum:

1. Insanin sirtini yaslayabilecegi bir hayat arkadasi. Etrafimda yaslilik donemine  en azindan "tahammul edebildigi"  bir partnerle giren kisilerin sayisi bir elin 10 parmagini gecmez. Insanin yaslilik donemine partnersiz girmesinin bircok sebebi olabilir; erken olum, bosanmalar, hic evlenmeme, vs. Dolayisiyla insan esini secerken "ben bu kadina/adama omur boyu tahammul edebilir miyim?" sorusunu soruyor ve de buna olumlu cevap aliyorsa daha az turbulansli bir yasliligin kapisini hafiften aralamis demektir.

2. Saglik. Insan, hayati boyunca oyle silsilelerden geciyor ki, yaslanmanin getirdigi eskimenin haricinde saglik bircok ic ve dis etkenden dolayi cok hirpalaniyor. Dolayisiyla erken yaslarda sagliga gosterilen ozen daha dingin bir yasliligin yolunu aciyor.

3. Sosyal cevre. Bazilari der ya, "emekliligimi kucuk bir sahil kasabasinda, kendi yetistirdigim domates ve patlicani yiyerek gecirecegim" diye. Ben sahsen kendim icin bunu tahayyul edemiyorum. Insanin yaslandikca etrafinda daha cok dosta ve sevgiye ihtiyaci oldugunu dusunuyorum. Dolayisiyla insanin kendisini iyi hissettigi bir sosyal cevre yaratmasi ve bunu olanca gucuyle muhafaza etmesinin daha huzurlu bir yasliliga dogru atilan onemli bir adim oldugunu hissediyorum.

4. Bardagin dolu kismini gormek. Bu sadece yaslilik donemi icin degil, hayatin her doneminde yapilmasi gereken birsey. Ancak yasliligin dogasinda bulunan kotumserlik, panik, bezginlik, v.b. negatif duygulari az da olsa kontrol altinda tutmanin yollarindan biri de Polyanacilik oynamak olabilir.


Ben hic yasli olmadim, dolayisiyla yukarida yazdiklarim haricten gazel okuma gibi gelebilir kulaga. Sadece etrafimda yaslanma surecine girmis insanlara bakarak yaptigim gozlemler bunlar. Yukarida saydiklarimin hicbiri parayla satin alinamaz. Ayrica bunlardan hicbiri (para da dahil) %100 bizim kontrolumuz altinda olamaz. Insan omrunde bir de  "sans"  veya  "kader"  denen faktor var ki bu faktor insani alasagi edebilecegi gibi goklere de cikartabilir. Ancak ozenli ve akilli bir yaklasimla bu saydiklarimin en azindan bir kismini elde edebilirsek  "mutlu bir yaslilik"  yasamak icin saglam bir temel atmis oluruz, degil mi? Ne dersiniz? 

Kafasinda kirk tilki dolanan ve kirkinin da kuyrugunu birbirine degdirmemeye calisan Aydede'den sevgiler :D