Hurriyet

4 Eylül 2011 Pazar

Ozgurluk!

Yazi yazmak istiyorum! Ama kuru yazilar degil! Hayati ta dibine kadar hisseden, insanlarin pazarda, okulda, sokakta, tatilde, evde veya isteyken yasadiklarini tum ciplakligiyla kelimelere dokebilen yazilar yazmak istiyorum.

Bu blogu actigimda ozgurce ve okuyanin ruhuna dokunan yazilar yaziyordum. Ne zamanki calismaya basladim, sanki  "hissetme ozgurlugumu"  yitirdim. Duygular ve olaylari dillendirip konusturmakta zorlaniyorum. Sabah evden cikisimla aksam eve donusum arasinda kolumdaki saate gore yaklasik 12 saat olmasina ragmen benim icin bu zaman cilgin bir kosturmaca icinde sanki 12 dakikada geciveriyor. Hayatin bir parcasi olan duygular ve his dunyam sanki rafa kaldirilmis gibi geliyor.

Acilen ruhumu yeniden besleyip hayata dondurmenin bir yolunu bulmam lazim. Ruhum icin acil kan araniyor, A, B, AB, 0, pozitif, negatif, fark etmez.

Sevgiler.

31 Ağustos 2011 Çarşamba

Babaanneler Neden Daha Az Sevilir?

Kayinvalidem bizi ziyarete geldi. Dunyanin obur ucunda yasadigi icin cocuklarla deniz asiri yolculuk yapmayi goze alamiyoruz, dolayisiyla her yil kayinvalideyi bize davet ediyoruz. O da sagolsun bizi kirmayip her yil 1 ay ziyaretimize geliyor.

Cocuklar dogal olarak babaanneyi fazla tanimiyorlar. Hele kucuk oglum son kez 8 aylikken gormustu, su anda 3,5 yasinda, hatirlamiyor tabi babaanneyi. Babaanne her geldiginde oldugu gibi yine 1 bavul dolusu sekerleme-cikolatayla gelmis. Bizimkilerin gozleri dondu tabi. Buyuk oglum babaanneyi hatirliyor, ancak sekerleme-cikolataya ulastiktan sonra araya bir mesafe koyuyor. Bunu da cok centilmen ve de babaannenin kalbini kirmayacak sekilde yapiyor, aferin ona :D Ama kucuk yok mu kucuk, tam bir felaket! Ilk gun bavuldaki sekerleme-cikolatalari gorunce babaannenin kucagina atlamalar mi dersiniz, kafasini gogsune yaslamalar mi dersiniz, yapmadigi numarayi birakmadi! Her opucukte de bir sekerleme-cikolata kopardi. Karni doyunca da dondu arkasini, babaanneyle ilgiyi-alakayi kesiverdi! Kadincagiz yaklasmaya calistikca asagidaki replikleri ardi ardina siraliyor:

- Konusma dedim sana!
- Seni denize atarim (Bogazici'nden bahsediyor yumurcak:)
- Dokunma bana!
- Bakma bana!

Babaannesi  "Gel minik kus kucagima alayim seni" dediginde:

- Sen git kendi oglunu kucagina al!  diyiveriyor!

Tum bunlari Turkce soyledigi icin de babaanne birsey anlamiyor tabi. Allah'tan anlamiyor, yoksa kadincagizin yuregine iner valla.

Kayinvalidelerini hicbir yere sigdirmayan bircok kiz arkadasim var. Hatta bazilarinin isi iyice abartip cocuklari babaanneye karsi doldurduklarina bile sahit oldum. Ben ise bu konuda asiri dikkatliyimdir. Kadincagiz kalkip dunyanin obur ucundan geliyor, yilda en fazla 1 ay bizimle birlikte olabiliyor. Bu surenin kucak kucaga ve alt alta- ust uste gecmesini istiyorum ama nafile! Bir de su var ki ben de birgun babaanne olacagim, dolayisiyla ayagimi denk alip bizim babaannemizin guzel vakit gecirmesi icin elimden geleni yapiyorum. Gel gor ki bizim yumurcaklar sekerleme-cikolatalari alip arazi olmanin yollarini ariyorlar.

Cocuklar icin varsa yoksa anne. Dolayisiyla anne ile ilintili insanlara kendilerini daha yakin hissediyorlar. Iyi hos anladim da, ne olacak bu babaannelerin hali :D

Iyi Bayramlar!

Bayramlari cok severim. Bana cocuklugumun rengarenk ve dopdolu gecen gunlerini hatirlatir. Buyuk bir ailede buyudum. Amcalar, kuzenler, halalar, teyzeler ve aile kadar yakin aile dostlari. Bayrama 1 hafta kala bayramlik ciclerimiz alinir ve bayramda giyilmek uzere dolaba guzelce kaldirilirdi. Bayramdan 1 gece once yataga erken gidilir, heyecandan bir sure uykular kactiktan sonra uykuya dalinir ve ertesi gun yine ayni heyecanla yataktan hop diye kalkilir. Cocuk kalbi iste, bayram bizim icin seker ve para demekti. Annemin aldigi bayram sekerleri evin gizli bir kosesinde saklanirdi ki bayramin ilk gunu hepsini mideye indirmeyelim. Gelen misafire bos seker canagi tuttugunuzu dusunsenize :D Bayramin ilk gunu aile buyugunun evinde bayramlasmak icin bir araya gelinir, buyukler sohbet eder, yemekleri hazirlar, kucukler el oper ve topladiklari harcliklari kurus kurus sayar ve verilen harcligin buyuklugune gore bir dahaki bayrama kimin elinin daha cok opulmesi gerektigini aralarinda konusurlardi. Bayramin en onemli sozu  "iyi bayramlar"  olurdu. Eve giren  "iyi bayramler"  der, sofraya  "iyi bayramlar"  diyerek oturulur ve herkes geceyi  "iyi bayramlar"  diyerek sonlandirirdi.

Masal gibi, degil mi? Hayir, degil. Benim cocuklugumun bayramlari aynen yukarida anlattigim tatta ve hazda gecti. Cunku biz orta buyuklukteki bir sehirde hep birlikte yasayan kocaman bir aileydik. Sevincte ve uzuntude hep birbirinin yaninda olan, bayram gunlerini tatile gitmek icin degil bir araya gelmek icin degerlendiren kocaman bir aile.

Peki bu bayramda ne yaptim? Bir kere yurtdisindan dondukten sonraki ilk bayramim oldugu icin kosa kosa markete gittim ve bayram sekeri aldim. Bayramla ilk defa tanisan cocuklarima bayrami sekerle tanittim. Esime  "iyi bayramlar"  demeyi ogrettim ki o da benim gibi karsisina cikan herkesin bayramini kutlasin :D Tek eksigimiz buyuk ailenin kendisi. Aslina bakarsaniz aile hala duruyor ama yerinde durmuyor. Cocuklugumuzdan beri aile bireyleri hayatin akisina paralel olarak kendilerine farkli farkli yollar cizdiler. Kimi memlekette kalmayi tercih etti, bircogu yuregini ve aklini takip edip baska baska diyarlara yerlesti. Bunlardan biri bendeniz, su anda Istanbul'da ikamet etmekteyim. Bir kardesim Ankara'da, bir digeri Kanada'da. Kuzenlerden biri Bodrum'da, biri Antalya'da. Yogun gecen is hayatinin stresini az da olsa deniz-kum-gunes uclusuyle atmaya calisiyorlar. Bunlarin disinda kalan ailenin %90'inin bayrami nerede gecirdiklerini bile bilmiyorum. Ancak hepsiyle e-posta, SMS, Blackberry ve telefon yoluyla aktif sekilde haberlesiyor ve bayramlasiyorum. Bu arada sokakta karsima cikan herkesin de bayramini bilahare kutluyorum.

Son yazdiklarimin az da olsa sikayet tadinda oldugunun farkindayim, ancak amacim sikayet etmek degil. Aksine, degisen gunluk yasantinin altini kalinca cizmek istiyorum. Bize ogutlememis miydi buyuklerimiz: "Evladim, oku calis da adam ol, dunyayi kesfet!". Biz de bize verilen ogudu tutarak globallesen dunyada zaman zaman kendi icimizdeki sinirlari bile asarak memleketimizden cok uzaklarda yeni yeni memleketler yarattik.

Bazen dusunuyorum, soyle bir kural olsaydi mesela: Herkes dogdugu yerde yasayacak ve dogdugu yerde olecek! Boyle bir durumda ailemizin bireylerinin hepsi dogdugumuz memlekette kalacak ve eminim ki bircogu kendini hapsolmus gibi hissedecekti. Yanlis anlasilmasin, esaret duygusu memleketin kotulugunden kaynaklanan bir duygu olmaktan ziyade hareket ozgurlugu elinden alinmis bir grup insanin icine hapsoldugu bir girdap olacakti. Yine bayramlarda bir araya gelecektik, ancak dunun el open ve harclik toplayan cocuklarini buyuyunce sekerle kandirmak pek kolay olmayacakti.

Insanoglu boylesine doyumsuz iste. Attigi her adimin icinde bir  "ama"  vardir. Bu bayramda mutlu muyum? Hem de cok! Istanbul tamamen bize kalmiscasina bombos. Karsiya 15 dakikada geciyoruz. Saraylari, parklari, ve bilmedigimiz restoranlari kesfediyoruz. Uzun bir ayriliktan sonra Istanbul ile yeniden bulusmus olmanin tadini cikariyorum ve benim bildigim Istanbul'u cekirdek aileme ve onun minik uyelerine de tanitiyorum. Neyse ki teknoloji uzagi yakinlastirip ailenin geri kalaniyla da surekli baglantida kalmamizi sagliyor.

Bayram sekerlerini sakliyor muyum? Hayir :D Istiyorum ki cocuklarim da bayrami sekerle ozdeslestirsinler. Onlar da buyuduklerinde cocukluklarinin bayramlarini dusunduklerinde akillarina tek gelen sey seker ve harclik olsun :D

Herkesin bayramini kutlar, saglik ve nese dolu nice tatli bayramlar dilerim!

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Does Loyalty Pay Back?

Bağlılık enteresan bir olgu. Bağlılık karşılık gördüğü zaman insanı son derece mutlu ediyor, güven veriyor. Ancak karşılık bulmayan bağlılık büyük hayal kırıklıkları yaratıyor.

İş hayatında   "kuruma bağlılık"  uğruna kariyerini riske eden birçok insan görüyorum. Kurumların insanlarla varoldukları bir gerçek. Yani insanlar olmadan kurumların hayatta kalabilmesi mümkün değil. Ancak birçok insanın gözden kaçırdığı en önemli nokta kurumlar Ahmet Bey veya Nesrin Hanım'dan bağımsız süreçler kurarak hayatta kalmayı hedeflerler. Yani gün gelir Ahmet Bey kurum için eskisi kadar fayda sağlamaz olur ve Ahmet Bey kendini bir anda kapının önünde buluverir, yerine Mehmet Bey gelir.

Geçenlerde bir makale okudum: Does Loyalty Pay Back at Workplace? Yani kuruma bağlılık ömür boyu iş garantisi verir mi? Bence cevabı koca bir hayır. Japonya gibi geleneksel bir ülkede veya bir devlet kurumunda çalışmıyorsanız B Planı'nızın her daim hazır olmasında fayda var. Bugünkü yöneticinizle çok uyumlu bir iş ilişkisi içerisindeyken yeni gelen yöneticinizle aynı uyumu sağlayamayabilirsiniz, hatta papaz olabilirsiniz.

Atatürk  "Türk, öğün, çalış, güven" demiş. Buna bir ekleme yaparak ben de diyorum ki B Planın da olsun ki gece başını yastığa koyduğunda rahat bir uyku çek.

Peki nedir bu B Planı? Kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1. İşinin uzmanı ol. İşin sadece bir parçası hakkında fikir sahibi olmakla yetinme, işi her yönüyle bil ve tatbik et.
2. Uzmanı olduğun iş koluna her kurumda ihtiyaç olmayabilir. Senin bilgi birikimine ihtiyacı olan kurumlarla bağlantıya geç.
3. Çalışmaktan gocunma, ancak çalışmanın her zaman her yerde peşinen başarı getireceği yanılgısına düşme. Doğru yer, doğru insan, doğru zaman üçlüsünden biri bile eksik olsa istediğin başarı hiçbir zaman gelmeyebilir.

Sevgiler, selamlar.

7 Ağustos 2011 Pazar

Andres Escobar ve Futbolun Basina Gelenler

Kolombiyali futbol oyuncusu Andres Escobar Saldarriaga 1994 yilinda Kolombiya'da bir barda karistigi bir kavga yuzunden vurularak olduruldu. Vucuduna isabet eden 6 kursunla hayata veda ettiginde sadece 27 yasindaydi. Escobar 1994 Dunya Kupasi'nda kendi kalesine attigi golden dolayi Kolombiya milli takiminin kupadan elenmesine sebep oldu. Ve oldurulmesinin sebebi de kendi kalesine attigi bu goldu.

Dun Kolombiya futboluyla ilgili bir belgesel izledim. Anlasilan o ki 1994'te yasanan bu trajik olaya kadar Kolombiya futbolu parlayan yildizlar arasindaydi. Takimlari yabanci teknik direktorler calistiriyor ve oyunculara yuklu paralar odeniyordu. Ta ki Escobar futbol ugruna oldurulene kadar.

Escobar'in olumune kadar sistem uyusturucudan gelen kara parayla donuyordu. Kolombiya ulke olarak herhangi bir basarisi olan bir ulke degil. Ancak Escobar futbol ugruna oldurulene kadar hic kimse kalkip da nereden geliyor bu degirmenin suyu diye sormadi. Escobar'in oldurulmesiyle futbola uyusturucunun yaninda kan ve gozyasi da karisti.

Kolombiya gibi gunluk ucuz politikalardan bunalmis ve yolsuzluk ve ugursuzluk ile kazanilmis paralarla donen ulkelerde insanlar herhangi bir yerden gelecek isiga hasret yasarlar. Futbol da  "temiz Kolombiyalilar"  icin sokaktaki siddete meydan okumak ve ulkelerinde guzel seyler de olabilecegini de ispatlamak icin bir aracti. Ancak bir kendini bilmezin tabancasindan cikan 6 kursunla tum ulkenin umutlari suya dustu.

1994 Kolombiya futbolu icin bir milat. Futbola karisan kan ve gozyasi futbolun Kolombiya'daki tilsimini oldurdu. Yabanci teknik direktorler ve buyuk paralar artik Kolombiya futbolu icin bir hayal. Cunku uyusturucu baronlari Escobar'i oldurerek ulkede yarattiklari nefretin altinda ezildiler ve futboldan ellerini eteklerini cektiler. Dunyanin en basarili futbol takimlarina bakin: Almanya ve Ingiltere ornegin. Futboldan anlamayan bendeniz icin bile bu takimlarin buyuk final maclarini seyretmek buyuk bir zevk. Almanya ve Ingiltere gibi ulkelerde futbolda buyuk paralar donmuyor mu, donuyor, ancak bu paranin kaynagi temiz, icinde kan, gozyasi, hile ve hurda yok. Buralarda futbolun tek amaci futbol.

Bir Fenerbahceli olarak Fenerbahce'nin ve diger buyuk kuluplerin basina gelenleri uzulerek izliyorum. Insanlarin boylesine zevk aldigi ve milyonlarca hayran kitlesine sahip bir oyunun icinde donen paralar buyudukce oyun oyun olmaktan cikiyor ve kar amacli, agresif bir organizasyona donuyor. Kar etmekte hicbir sakinca yok, ancak kar etmenin bir sonucu olan  "kurumsallasma"yi saglamak pek de kolay degil. Kurumsallasmak belli kontrol mekanizmalarini da beraberinde getirirse buyume kontrollu olur. Ancak bizim futbol kuluplerindeki gibi kontrolsuz bir hizla buyuyen yapilar eninde sonunda duvara toslarlar. Fenerbahce'ye ve digerlerine olan da bu.

Turkiye'de guzel bir olusum var. Adi Turkiye Ic Denetim Enstitusu, kisa adiyla TIDE. TIDE'nin amaci seffaf kurumlar ve nihayetinde seffaf toplum. Ben de bu Enstitu'nun uyesi olmaktan dolayi gururluyum.

Yakinda TIDE Futbol Federasyonu'yla gorusecek. Umuyorum ki Turk futbolu TIDE'ye kulak verir ve olsuturduklari mirasi korumanin yollarini yalan-dolanda degil seffaflikta arar.

Turk Futbol'una aydinlik dolu, seffaf gunler dilerim.

Sevgiler.




28 Temmuz 2011 Perşembe

Muhafazakarlikla Bagnazlik Arasindaki Ince Cizgi

Gecenlerde bir dugunde biriyle tanistim. Bu kisi Merkez Bankasi'nda calisiyor. Turkiye'de iyi bir universiteden mezun. Amerika'da master yapmis. Simdi de Merkez Bankasi'nda iyi bir gorevi var. Ve bir bayan. Merkez Bankasi'ndaki gorevinden dolayi once epey bir is uzerine konustuk. Turkiye'nin ekonomi nabzini olcen kurumun icinde olunca anlattigi hikayeler benim icin cok ama cok ilgincti. Daha sonra seyahatten ve kacinilmaz olarak siyasetten bahsetmeye basladik. 2011 genel secimlerinden az onceydi, dolayisiyla masamizdaki herkes secim tahminlerini soyledi. Hepimizin uzerinde hemfikir oldugu nokta tabi ki AKP'nin secimleri kazanacagi yonundeydi. Ancak masada bulunan Turkiye'nin  "modern ve egitimli"  kesiminin yaptigi bazi yorumlar kanimi dondurmaya yetti diyebilirim.

Ornegin yukarida bahsettigim bayani ele alalim. 3 yildir Paris'e tatile gidiyormus. Gidenler bilirler, Avrupa'da sokaklarda her kose basinda bir heykel vardir. Bizdeki gibi halk kahramanlarinin heykellerinin yaninda cesitli sanatcilarin degisik temadaki heykelleri de sokaklari susler. Bu heykellerden bazilari ciplak insan figurudur. Ciplak derken bayagi ciplak, her organi belirgin bir sekilde goze carpar. Merkez Bankasi'nda calisan bu arkadas 3 yil once Avrupa'da sokakta gordugu bu ciplak heykellerin kendisini hic rahatsiz etmedigini ancak bu yil gittiginde icten ice bu heykellerin kendisini rahatsiz ettigini, bu heykellere bakmaktan utandigini soyledi. Ve ben donakaldim. Inanamadim.

Gazetelerde, dergilerde, her yerde herkes Turkiye'deki  "sessiz devrim" den bahsedip duruyor. Bunun ekonomik bir devrim oldugunu sanmiyorum. Makroekonomik verilerde bir iyilesme olsa bile bu verilerin beraberinde buyuk riskler tasidigi da ortada. Devrim denen sey artik daha cok kadinin turban takmasi, hatta turbanin da kendi icinde bir moda yaratmis olmasi ise buna da guler gecerim. Toplumun her kesimine turbaniyla girebilmeyi ozgurluk sayan zihniyet ozgurlugun gercek tanimini icsellestirememis olsa gerek.

Turkiye'de olan, devrimden ziyade muhafazakarlasma. Muhafazakarlik hayatin her alaninda kendini hissettiriyor. Din ozgurlugunu muhafakarlasmayla karistiranlar dini ve ahlaki olgulari hayatin her alanina olur olmaz oylesine sokusturuyorlar ki  "modern kesim"  dedigimiz insanlar bile artik ciplak heykellerin ahlaki degerlerle ortusup ortusmedigini sorgular hale geliyor.

Sevgili Herkes! Dini butun olan olmayan, modern olan olmayan, oruc tutan tutmayan, kadin veya erkek herkes! Lutfen ahlaki degerlerinize sizin adiniza baskalarinin karar vermesine izin vermeyin. Ciplak heykelden organlari belirgin oldugu icin utanmak yerine sanatsal degerini anlamaya calisarak zevk alin. Sanattan anlamiyorsaniz ise bakmaniza gerek yok, sadece onunden gecin gidin. Oruc tutan ve bagnazlikla suclanmaktan korktugu icin oruc tutmuyormus gibi yapan arkadaslar! Oruc tuttugunuzu dunya aleme ilan etmek durumunda degilsiniz tabi, bu Tanri ile sizin aranizdaki bir iletisim. Ancak oruclu oldugunuzun bilinmesinden de korkmayin.

Bagnazligin her turlusu sevimsiz bence. Ciplak heykele tu kaka diyen zihniyetle oruc tutani bagnazlikla suclayan zihniyetin birbirinden hicbir farki yok. Tek dilegim muhafazakarlik yolunda emin adimlarla ilerleyen Turkiye'nin bagnazlik cukuruna dusmeden dogru yolu gonlunce bulabilmesi.

Aydinlik dolu gunler hepimizin olsun insallah.

Sevgiler.

Asansorden Yalniz Inmeyin :D

Gecenlerde esimle birlikte bir gece bir davete katildik. Cocuklari Ayse Teyzemiz'in sefkatli kollarina birakmis olmanin huzuru ile davetin yapildigi yer olan Anadolu Yakasi'ndaki Hilton'un terasina vardigimizda davet yeri hinca hinc kalabalikti. Bir manzara var, sormayin, sahane! Bakmaya doyamadik! Bir taraftan cocuklarin yemeklerini yiyip yemedikleri uzerine konusurken bir taraftan da katildigimiz davette edinebilecegimiz olasi  "yeni arkadaslar"la muhabbet kurmanin yollarini aramaya basladik. Malum esim yabanci oldugu icin Turkiye'deki yabancilarin bulundugu gruplari kesfetmeye calisiyoruz. Davet Turkiye'de yasayan yabancilarin bir araya geldigi bir organizasyondu. Ancak enteresan olan katilimcilarin yarisinin Turk olmasiydi :) Bu Turklerin kimi benim gibi yabanci biriyle evlenmis, kimi yabancilarla muhabbet kurmak icin gelmis, kimi de internetten uye olup burada ne var acaba diye merak edip gelmis.

Davete katilan yabancilar da Turklerden pek farkli degildi. Bir Turk ile evli bir Iranli vardi mesela. Adamcagiz bulbul gibi Turkce konusunca ben Turk oldugunu sandim, degilmis. 20 yil once bir Izmirli'yle evlenip Turkiye'ye yerlesmis. Hayatindan memnun ama vatan her zaman anavatan diyor. Iran'in yemeklerini ozluyor. Sonra Turk bir erkek arkadasi olan bir Ispanyol bayanla tanistik. O gece yaninda olmayan erkek arkadasindan bahsetti surekli ama gece boyunca pek de yalniz kaldigini soyleyemem, etrafindakilerle oldukca neseli vakit gecirdi. Bir de tamamen yabancilardan olusan bir grup vardi ki gece boyunca surekli sarki soyleyip dans ettiler, yerlerinde bir saniye bile durmadilar. Sanki birbirlerini yillardir taniyan buyuk bir aile gibi herkes oldukca muhabbetliydi o gece.

Biz geceyarisi olmadan eve donmek icin yola ciktik, malum Ayse Teyze'yi fazla bekletmemek lazim. Bizimle birlikte o cilginca eglenen gruptan 4 kisi de davetten ayrilmaya karar verdiler. Hep birlikte asagiya inmek uzere asansore bindik. Asansore biner binmez 5 dakika once birbiriyle cilginca eglenen insanlar gitti, yerine birbiriyle hic konusmayan, hatta birbirini nerdeyse tanimiyormus gibi davranan insanlar geldi. Hepsi otelde kaliyorlardi, dolayisiyla degisik katlarda sirayla asansorden indiler. Ve inerken ne dediler biliyor musunuz? Kuru bir  "good night, sleep tight"!

Yazilarimi takip edenler bilirler, ben 10 yil yurtdisinda yasadiktan sonra Turkiye'ye dondum. Hangi milletten olursa olsun bir insanin ulkesinden uzakta mutlu ve basarili bir hayat surmesinin bir huner ve sans isi oldugunu dusunuyorum. Benim Turkiye'den uzaktaki 10 yilim cok mutlu ve bana gore basarili gecti. Ancak bunu kendi basima yapmadim. Yurtdisina cikisimin 5. ayinda simdiki esimle birlikte olmaya basladim ve oralarda gecen kalan 9 yil 7 ayimin tamaminda esim hep yanimdaydi. Islerim yolunda gitti, sansim da yaver gitti ama en onemlisi yalniz degildim.

O kisiler asansorden kuru bir  "iyi geceler"  diyip inince anilarim canlandi. Dunyanin her yerinde yalniz yasayan bircok tanidigim insan var. Bunlarin bazilariyla yillar suren uzun arkadasliklarim oldu. Hangi milletten olursa olsun hepsinin ortak noktasi asansorden inerken kuru bir  "iyi geceler"  diyerek inip sessizce odalarina cekilmek.

Evet, ben yalnizligi hic sevmem. Asansorden yalniz basima inmek de istemem. Isterim ki asansorden indikten sonra gittigim odada/evde yanimda gecenin yorgunlugunu atip kahve icerek dedikodu yapabilecegim biri olsun. Iranli arkadas sansli. Anavatanindan uzakta ama yalniz degil. Belki anavataninda kalsa bugunku kadar mutlu bir evliligi olmayacakti (tum gece karisini ne kadar sevdigini anlatip durdu :). Ispanyol arkadas da sansli. Hem partide guzel vakit gecirdi hem de partiden sonra erkek arkadasiyla bulusacagi icin cok heyecanliydi. Yalnizlar Kulubu uyeleri icin ise dilegim su: Asansore yalniz basiniza binmemenin yollarini arayin. Bu ha diyince olacak birsey degil tabi, biraz da kader-kismet isi. Ama asansorden birlikte inmek istediginiz kisiyi buldugunuzda sakin O'nu kacirmayin derim. Birlikte gece kahvesi icin, ordan-burdan-surdan konusun, gulun, eglenin. Hayat paylastikca guzel :D

Sevgiler!